Yaşanmayan kültür olur mu?

Hemen herkesin, çoğu zaman kendi varlığını ve aidiyetini ifade etmek için kullandığı kültür, Batı kaynaklı bir kelime. İbn Haldun, bu kelimenin yerine umran kelimesini koymasına rağmen, toplum olarak kendi bilgi ve kavramlar sistemimizle bağlantımızı zayıf olduğu için kültür kelimesini farkında olmadan kullanmaktayız. 

İyiliğin kubbesi altında: Bir vakıf medeniyeti

Medeniyetimize ait vakıf olgusunun en iyi tanımlarından birisini Prof. Dr. Esat Arsebük yapmıştır: “Osmanlı’da bir insan vakıf bir evde doğar, vakıf bir beşikte büyür, vakıf bir mektepte okur, vakıf bir medresede tedrisat yapar, vakıf kitaplardan okur, vakıf çarşısında geçimini sağlar, ölünce vakıf bir tabuta konur ve vakıf bir mezarlığa gömülür.”

Ahlâkın kaynağını değiştiren medeniyet

Batı, ahlâkın kaynağını Tanrı’dan alıp insana teslim etmiştir. Peygamberlerin, mukaddes metinlerin ve semavî ölçülerin belirleyici olmadığı bir ahlâk tasavvuru ortaya çıkmıştır. Batılı insan, kendi ahlâkını kendisi yazmak istemiştir. Bu yüzden dinî metinler ya tahrif edilmiş ya da bütünüyle etkisizleştirilmiştir. Hak peygamber Hazreti İsa’nın şahsiyeti gölgelenmiş, onun tebliğ ettiği hakikat geri plana itilmiştir.

Ruh kökünden kopuş ve medeniyetin inkırazı

Kurtuluş için gerekli imkânlar, büsbütün hariçte aranmak zorunda değildir. Madde ve ruh damarlarımızda dolaşan asil bir birikim mevcuttur.