Kayseri’de meydana gelen hadiseleri nasıl okuyorsunuz?
Cinsel taciz olayı yanlış tamam ama yanlış da bir tepki var. Genel olarak yönlendirilmiş bir tepki var. Ümit Özdağ gibi kendisini milliyetçi olarak tanıtan kesimler maalesef bunun için yıllardan beri uğraştılar. Bir Suriyeli psikozu meydana getirdiler. Bu yönlendirmenin amaçlarının Türkiye’de istikrarsızlığı beraberinde getirmek gibi başka amaçları var. Cumhurbaşkanı da bunu söyledi zaten. 28 Şubat gibi toplumsal olaylar, kargaşalar bu tür olaylarla birlikte başladı. 1960 ve 1980 darbesi öncesindeki olaylar tabiî daha kapsamlıydı. Ama şöyle bir gerçek vardır: Büyük bir yangın, küçük bir kıvılcımdan çıkar.
Kayseri’deki hadiselerden bir gün sonra Suriye’nin kuzeyindeki El Bab, İdlib, Cerablus gibi Türkiye’nin harekât bölgelerinde meydana gelen provakatif olaylar tam da Esad ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın karşılıklı sıcak mesajlar verdiği bir dönemde manidar değil mi?
Ben Türkiye’nin yüzyıl içindeki en önemli kazanımının Suriye’nin kuzeyine yapılan harekatlar olduğu kanaatindeyim. Kıbrıs’tan bile önemli çünkü Orta Doğu’ya adım atmış oluyorsunuz. Fiilen gelecekte İsrail ile bir mücadelede daha ileri noktalara gidilebilmesi halinde bu harekatların çok yararı olacaktır. Tabiî Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde yönetmeye çalıştığı süreç zor bir süreç. Burada Rusya, İran gibi aktörleri göz ardı edemezsiniz. Esad kindar bir adamdır. Ona kalsa Türkiye ile normalleşme olmaz. Türkiye de Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerin muhasebesini yaparak Suriye politikasında yeni bir sayfa açmalı. Kazanımlarını korumalı.
Peki bu yeni sayfa hangi anlayışla açılmalı ki Türkiye kazanımlarından feragat etmesin?
Birincisi Araplarla ilişkileri bozmamak lazım. Yani Arapları küstürmemek lazım. Sonuçta Arap-Türk ilişkisi önemli. Araplar da bunu böyle görüyorlar. Dolayısıyla bu ilişkilerde gerileme olmaması lazım. İkincisi Esad ile ilişkiler taktik düzeyde kalması lazım. Esad herkesin çocuğu. Dolayısıyla bize yar olması mümkün değil. Yabancı bir ideolojinin, Baas ideolojisinin oradaki bir şekilde temsilcisi. Bu topraklara bir aidiyeti olduğunu söylemek mümkün değil. Bu yüzden Esad ile ilişkilerin taktik düzeyde kalması lazım.
Son olarak mülteci meselesinin çözümünü nasıl görüyorsunuz?
Orada Sünni halka Suriye’nin ihtiyacı var. O ülkenin de boşaltılmaması lazım. Doğrusu en akil adamlar da böyle düşünüyorlar. Dolayısıyla geri dönmek faydalı seçeneklerden bir tanesi. Suriye halkının Suriye’ye dönmesi bizim de lehimize. Türkiye’de kalmaları zaruret değil. Ama bu dönmenin şartı orada güvence içinde olmaları. Onun için de Esad rejiminin birtakım reformlarla, BM gözetimi altında ilerlemeler kaydetmesi lazım.
Yani mültecilerin uluslararası aktörlerce güvence altına alınmış bir yol haritasına göre mi geri dönüşü sağlanmalı?
Tabiî… Yani Suriye’yi kimin yönettiğini biliyoruz. Dış etkileri; Rusya ve İran gibi ülkeleri bir tarafa bırakacak olursa en azından Muhaberat yönetiyor diyebiliriz. Muhaberat da güvenlikçi politikalarla yönetiyor. İnsanlar en küçük şeyde ya hapse atılıyor ya da öldürülüyor. Adamlarda acıma duygusu falan yok. Dolayısıyla eğer rejimle anlaşılacaksa mutlaka kuvvetli güvenceler alınması lazım. Yani kontrol altında bir Suriye olması lazım. Sadece Esad rejimi tarafından değil insan haklarıyla insanların güvenliği açısından kontrol edilebilir bir ülke olması lazım. Hapishanelerin boşaltılması lazım. Siyasi mahkumların bir şekilde salıverilmesi lazım. Ülkeye dönecek olanların da belirli garantiler altında dönmesi lazım. Herhangi bir suç işlememesine rağmen insanların siyasi bağlılığından veya aidiyetinden dolayı cezalandırılmaması lazım. Daha önceden Suriye’de Müslüman Kardeşler’e üye olmak doğrudan idam nedeniydi. O rejim İhvan mensubu herkesi terörist olarak damgalıyordu. Dolayısıyla bütün bunların dikkate alınması lazım. Yoksa Türkiye bu süreci yönetirken daha büyük aksiliklerle karşılaşabilir. Onun için çok dikkatli götürmek lazım.