Siyaset bazen büyük programlarla, vizyon belgeleriyle, reform paketleriyle konuşulur. Bazen de tek bir ekran görüntüsü bütün tartışmanın yönünü değiştirir. Son günlerde Mesut Özarslan ile Özgür Özel arasında kamuoyuna yansıyan mesajlaşmalar tam olarak böyle bir kırılma meydana getirdi. Bir belediye başkanının partisinden istifaya uzanan süreci, liderine yönelik suç duyurusunu ve diğer isimlere yaptığı "kendinizi kurtarın" çağrısını sadece kişisel bir gerilim olarak okumak mümkün değil. Çünkü bu mesele zihinlerde, "Türkiye'de muhalefet nasıl bir siyaset ürettiği" sorusuyla birlikte "neden halkın ihtiyaçlarını karşılayacak bir siyaset üretemediği" sorusunu da sordurtuyor.
Ortaya saçılan ifadeler, iddialar, üslup tartışmaları bir yana; toplumun zihninde beliren asıl fotoğraf şu: Kriz anında soğukkanlılık üretemeyen, kendi kadrosuyla ilişkisini dahi yönetemeyen bir merkez yapı görüntüsü. Bu görüntü insana soru sordurtmaya devam ettiriyor: Türkiye gibi büyük bir ülkeyi yönetmeye talip olan kadro, kendi içinde bu rezaletleri yaşıyorsa devlet yönetiminde nasıl bir disiplin vaat ediyor?
Dahası, bu tartışma CHP'nin uzun süredir taşıdığı başka yüklerle birleşiyor. Belediyelere ilişkin yolsuzluk ve rüşvet skandalları gündeme geldiğinde verilen refleks çoğu zaman siyasi operasyon söylemiyle sınırlı kalıyor. Oysaki insanlar savunmadan çok açıklık, polemikten çok icraat görmek istiyor. Fakat parti yönetiminin enerjisi büyük ölçüde iç mücadelelere ve gündem değiştirme çabasına harcanıyor.
Bu noktada ortaya tuhaf bir paradoks çıkıyor, sürekli konuşan ama müşahhas bir hikaye anlatamayan bir muhalefet.
Toplumun geniş kesimleri için mesele artık kimin kime ne dediğinden ibaret değil. Mesele, alternatif bir yönetim iddiasının ciddiyeti. Belediyelerde hizmet mi konuşuluyor yoksa bitmeyen iç hesaplaşmalar mı? Yeni projeler mi gündeme geliyor, yoksa sürekli saldırgan savunma pozisyonu mu?
Türkiye siyaseti geçmişte de sert tartışmalar gördü. Fakat seçmen son yıllarda başka bir şeye daha dikkat ediyor: Kim işine bakıyor?
Bu sorunun cevabı, günün sonunda liderlik meselesine çıkıyor. Devlet yönetimi; duygu patlamalarıyla, anlık öfkelerle ya da savunma psikolojisiyle değil, istikamet duygusuyla yürütülüyor. Kriz geldiğinde pusulayı sabit tutabilmek gerekiyor.
Bugün muhalefetin içine düştüğü görüntü ile Türkiye'de uzun süredir hakim olan yönetim pratiği arasındaki fark tam da burada belirginleşiyor. Bir tarafta gündem tarafından sürüklenenler, diğer tarafta gündemi hizmet ve icraat siyasetiyle belirleyenler var.
Sizler de haklı olarak "Yakup, işret âleminden çıkan lider ancak bu kadar olur" diyeceksiniz; cümlemim başında yazdığım üzere, haklısınız!..
Star 16 Şubat 2026.


