İlim, insanın yolunu açan ve yeni keşifler yapma imkanı veren bir alan iken, bugün ilim adamının belki de en değersiz olduğu bir zaman dilimi halinde. İlim adamının araştırma ve bulguları üzerinde toplumların yükseldiğini biliyoruz. Fakat, ilim adamı; belli siyasi, dini ve bölgesel özellikleri tabi olmadığında, hemen onu değersiz hale getiriyor ve dikkate almıyoruz! Halbuki, ilim ve fikrin görevi, bir yerlere veya bazı kişilere bağımlı olması değil, doğruya, hakikat ve değerlere bağlı olması! Ama, toplum olarak da, bizzat kişinin fikri veya ilmi yeterliliği açısından insanları değerlendirmiyor, “hangi gruba ait” tarafına bakıyoruz. Yani, ilmi ve fikri, yukarıda söylediğim konulara olan bağlılığı nispetinde önemli veya önemsiz görüyoruz.
Halbuki dinimiz, ilim ve fikri, insanın en önem ve kıymetli çabası olarak açıklarken, bu nitelikleri; bazı grupçu ve hizipçi kutuplara bağlamının amacı ne olabilir? Olsa olsa, bir tabilik, cehalet veya art niyet! Bu durumumuz, birçok alanda “hakikati kaybetme” tehlikesiyle bizi karşı karşıya getiriyor. Hizipçilik, kendi dışında ve kendi anlayışı dışında başkalarını kabul etmeme, değer vermeme ve ciddiye almama gibi hoş olmayan ve körü körüne hareket etme gibi bir manaya geliyor! Ama, hem ahlakımız, hem de değerlerimiz, böyle bir anlayış ve yaklaşımı kesinlikle reddediyor. O zaman biz, kendi değerler sistemimize göre hareket etmiyoruz. Bir başka yanlış tavrımız ise; doğruların bizim düşüncelerimizden kaynaklandığı şeklindeki, “bağnaz” tutumlar.
Başkalarını değerlendirirken, genel ve üniversal değerlere göre değil de, kendi görüş ve düşüncelerimize yegane ölçü kabul edip, onun dışındaki kural ve kriterleri kabul etmemek!..
Ben bu tür tutumları, “sosyal hastalıklar” olarak adlandırıyorum. Tasavvufta da kalp hastalıkları olarak geçiyor. Birçok alim ve psikoloğumuz, kalp hastalıklarının, bütün hastalıkların sebebi olduğunu söylüyor.
Ekonomik kazanç ve Popülerlik
Günümüzün en belirgin “değer kaynağı” maalesef ekonomik imkan ve kazançlar olmuştur. Neredeyse, hayatımızın çok büyük bir bölümü, para kazanmak ve bunun arkasından da o imkanlar ile kendimizi büyük ve değerli görme tavrına sokmuşuz!
Parası ve mevkisi önemli olmayan kimseler, fazla önem ve itibar görmüyor. Fikir, samimiyet, bilgi ve ahlak, sanki hayatın ayrıntıları!. Halbuki, ahlak ve sosyal nitelik, hayatı güzelleştiren ve insanları birbirine yaklaştıran temel özellikler. Ama, eğitim sistemi; mesleği ve kazanca yönelmiş durumda. Bilgiler, kişiliğimizi ve ekonomik imkanlarımızı arttırma noktasında planlanıyor! Neden? Çünkü, çağdaş ve gelişmiş dünya buna göre hayatını düzenlemeye çalışıyor! Çağdaş dünya, maddi imkan, teknoloji ve popüler özelliklere sahip olduğu için mutlu mu? Hayır! Yalan, iki yüzlülük, başkalarının topraklarını ve imkanlarını zorla alma gibi birçok kötü özelliklere sahip. Bu durum, onların almış oldukları eğitim ve hayat anlayışının bir sonucu mu? Evet. O halde, neden ısrarla Batı’nın huzursuz, iki yüzlü ve güvensiz hayatını hazırlayan bilgi ve sistemleri ısrarla sürdürmeye çalışıyoruz? Çünkü Batı, tek bildiği şey olan; aldatma, sömürme ve insanların huzurlarını ortadan kaldırmaya çalışan bir yaşama anlayışına sahip!
Elbette bu durum, onların yaşadığı sıkıntılı, baskıcı ve aldatıcı siyasi, dini ve iktisadi sistemlerin bir sonucu. Ama, onların gerçeğini aynen yaşamak zorunda mıyız?
Bu değerlendirmeleri yaparken, hem kendi insanımızın, körü körüne gerçek bilgi, hikmet ve ahlak değerlerinden ayrılmanın çaresizliğini ve hem de Batı’nın bu çaresizliğini ve içine düştüğü manevi ve sosyal bataklıkların, hayatı nasıl huzursuz ve maddeci hale getirdiğini anlatmaya çalışıyorum.
Sonuç olarak düşünen, geleceğini aydınlatmak isteyen ve çocuklarının ellerinden kaymamasını isteyen insanımıza şunları söylemek istiyorum: Gelin, ilmi ve sosyal araştırmalara destek vererek, kendi hastalıklarımızın teşhisini koyup, yanlış tutum ve gidişattan kendimizi uzaklaştıralım. Elimizdeki doğru bilgi ve hayat anlayışlarını gerçekleştirmek için çaba gösterip, önümüze sosyal medya ve medya ile getirilen sahte ve yapay dünyanın ipnotize edici ve saldırgan hale getirici etkilerinden koruyalım. Asırlardır, bizi huzur ve aydınlığa götüren değer ve sistemimize sahip çıkalım.


