Selvi, mesnetsiz çıkarımlarla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP’li Özgür Özel’in hükümlü bulunan Kavala dosyasını görüşeceğini söyledi ve “Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüsten” müebbet cezası alan Gezi finansörü için “tüm tuşlara” bastı. Selvi, gerekçe olarak da Bakanlar Kurulu’nun ortadan kaldırıldığını ve Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçildiğini ifade etti. Selvi’nin yazısından hareketle, Ekip Haber’in Avukatı Hamza Uçan’ın görüşlerini aldık…
“Abdulkadir Selvi, kendini tehlikede görüyor ve tüm tuşlara basıyor!”
Son dönemde Osman Kavala dosyasına yönelik beyanlarına bakıldığında Abdulkadir Selvi’nin yerel seçimleri kendi istikbali açısından tehlike olarak gördüğünü ifâde eden Hamza Uçan, “Selvi’nin beyanlarını, kendi istikbâlini garanti altına almak için devletin itibarını tehlikeye attığı şeklinde okuyoruz. Oyunlarda kullanılır, ‘bölüm geçebilmek için tüm tuşlara bastı’ tabiri var ya işte böyle bir strateji izliyor. Osman Kavala her şeyden önce görevli mahkeme tarafından sevk maddelerine uygun bir şekilde yargılanmış; hakkında da mahkûmiyet hükmü verilmiştir. Bu mahkûmiyet Yargıtay sürecinden geçmiş ve kesinleşmiştir.” dedi.
Selvi’nin panik hâlinde olduğunu söyleyen Uçan, “Bu paniği Osman Kavala’nın tahliye edilmesi gerektiğine dair kaleme aldığı yazılarında net bir şekilde görmek mümkün. Kavala, görevli ve yetkili mahkeme tarafından yargılandı. Yâni yüksek yargının denetimi de gerçekleşmiş. Onama suretiyle süreç tamamlanmıştır. Hâlihazırda Osman Kavala, Türkiye Cumhuriyeti’nin mevzuatına binaen hükümlü sıfatına sahiptir. Selvi, hükmün kesinleşmesinden sonra meydana gelen birtakım hâdiseleri kendince Kavala’nın tahliyesine imkân tanıyacak şekilde yorumlamak ve desteklemektedir. Osman Kavala’nın tahliye olmasına yönelik ileri sürdüğü iddiaların tamamı hukukî dayanaktan yoksundur. Bizim mevzuatımızla da çelişmektedir ve hatta çatışmaktadır da.” diye konuştu.
Hamza Uçan: Selvi’nin argümanları mesnetsiz ve saçma!
“Selvi’nin sunduğu argümanlardan bir tanesinin, Kavala’nın suçu hükümete yönelik olduğu ve sonraki süreçte sistemin değiştiği, yine Kavala’nın yargılanmasına sebep olan eylemlerin gerçekleştiği esnada görevli olan kişilerin şu an görevde olmaması” ifâdelerini kullanan Hamza Uçan şöyle devam etti:
“Bunlar oldukça saçma, hukukî dayanaktan tamamen yoksun, mesnetsiz bir iddia. Eğer Selvi’nin iddia ettiği bu başlık altında Kavala’ya tahliye yolu açılacaksa, o zaman Abdullah Öcalan’ın da aynı şekilde tahliyesi istenir. Yine PKK, DHKP-C ve FETÖ’nün üst düzey isimleri de tahliyesi isteniyor. Böyle bir saçmalık olmaz. Selvi, yerel seçim sonuçlarını belli ki kendi istikbaline tehlike olarak görmüş, tehlikeyi de bertaraf edebilmek adına da devletin istikbalini tahliye atmış.
Yazısının son bölümünde ise bu hukuk garabetini daha da belirgin bir hâle getiriyor Selvi. ‘Şüphe’den sanık yararlanır’ şeklinde saçmalama durumunu derinleştiriyor. Yine belirtiyorum, Kavala hükümlü sıfatına sahiptir. Oysa şüpheden yararlanma durumu tamamen sanıklar için yahut şüpheliler içindir. Savcılığın soruşturmayı yürüttüğü süreçte bir kişi şüpheli olabilir. Yine emniyetin hâdiseyi soruşturduğu sırada şüpheli sıfattadır. Savcının hazırladığı dosya görevli ve yetkili mahkeme tarafından kabul edildiğinde ceza kovuşturması aşamasına geçilir. Bu ândan itibaren de şüpheli, sanık sıfatına sahip olur. Kavala hâlihazırda sanık sıfatında değil, hükümlü sıfatındadır. Dolayısıyla Kavala için ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesinin geçerli olamaz. Hukuk fakültesindeki birinci sınıf öğrencisi bile bunu bilir.”
“Bir kişi hakkında hüküm koyulduktan sonra mevzuatta değişiklik yapılıyorsa, o değişikliklerin ceza hukukuna iki şekilde sirayeti olur” diyen Uçan, “İlki yeniden yargılanma sürecidir. Anayasa değişikliğinin yeniden yargılama yolunu açabilmesi için Türk Ceza Kanunu’nun 312. Maddesi’nin bütünüyle lağvedilmesi lâzım. Yâni devletin bütünlüğüne yönelik yıkıcı eylemlerin suç olmaktan çıkarılmış olması gerekmektedir. İkinci durum ise uyarlama sürecidir… Uyarlama sürecinde de, bir kişi bir suç işlediğinde 6 yıl ceza almıştır, kişi cezayı aldıktan sonra ‘hükümlü’ sıfatına dahi sahip olsa cezanın alt sınırının 4 yıla düşürüldüğüne dair yeni bir kanunî düzenleme yapıldığını düşünelim; böyle bir durum olursa, kişinin aldığı ceza değerlendirilmeye tâbi tutulur. ‘6 değil de 4 yıl olsaydı, ne kadar ceza alırdı?’ diye hesaplanır. Kavala için böyle bir durum söz konusu değil.” ifâdelerini kullandı ve devam etti:
“Kavala’nın tahliye olması durumu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. Maddesi delaletiyle olur; orada da Osman Kavala’nın yeniden yargılanmasını gerektirecek hiçbir sebep yoktur. Çünkü, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. Maddesi’nde, yeniden yargılanma nedenleri tahkiki sınırlı olarak sayılmıştır. Çok çok ciddi iddiaların olması gerekmektedir; fakat hiçbir iddia yok, yeniden yargılanmaya dair sunulacak bir şey de yok. Selvi’nin Osman Kavala’nın tahliye edilmesine dair kullandığı argümanların tamamı hukukî dayanaktan yoksundur, ısmarlama nitelikte bir şeydir bu. Belli ki, birileri Osman Kavala’nın tahliye sürecini Abdülkadir Selvi’ye ısmarlamış. Selvi’nin hukukî vasıfları ve değerlendirmeleri göze alındığında, doğru ismin seçilemediğini düşünüyorum.”
“Selvi’nin yazısından Kavala rahatsız olmuştur”
“Osman Kavala kendisinin tahliyesine ilişkin Abdülkadir Selvi’nin yazısını cezaevinde okuduğunda bana göre rahatsız olmuştur” diyen Hamza Uçan, “Akıllı düşman ahmak dosttan evlâdır diye bir söz var ya, hâdise aslında bu. Ya Selvi, yazısının girişinde anlarsın hemen, şunu söylemiş, ‘Bizim Kavala’yı tahliye etmemiz lâzım.’ İkinci kısmında ise ‘Nasıl tahliye?’ sorusu önem taşır. Selvi’nin kullandığı argümanların tamamı siyasi niyetliktedir. O siyasal saiklerin tamamı da Türkiye Cumhuriyeti’nin aleyhine olan hususlardır. Yazısının devamında ‘Kavala tahliye edilmelidir, çünkü Avrupa Konseyi’nde bu konu var. Ve Kavala dosyasının durumu Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkiyi gözden geçirttiriyor’ ve saire… Selvi bunları söylüyor! Başka bir teknik bilgi vereyim; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne üye olan ülkeler bağlıyor. Bu kararların uygulanma oranına bakalım… En fazla uygulayan ülke Türkiye. Gerçek bu. Fakat Türkiye içerisindeki kara propaganda durumu bu durumu örtbas etmekte. Şu durum da söz konusu; Selvi, Kavala’nın tahliyesi edilmesi için Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin sopasını göstermekte. Sopayı göstererek, ‘Bu adamı tahliye etmek zorundasınız.’ demektedir. Yazısında ‘anahtar’ kelimesini geçiriyor, ‘Avrupa Konseyi ile böyle bir anahtar var aramızda’ diyor. Selvi’nin mantığıyla hareket etmek suretiyle hukuk tamamen ayaklar altına alınsın ve Kavala AB’ye şirin gözükmek adına serbest bırakılsın diyelim… Yarın AB, Abdullah Öcalan’a ilişkin de bir anahtar değerlendirmesi yapsa onu da mı serbest bırakacaklar? ‘15 Temmuz gecesi halkın üzerine bomba yağdıran, tank süren generalleri serbest bırakın, bu da anahtar niteliğindedir’ derlerse?.. Yâni bunların serbest bırakılması mı gerekiyor? Hülasa, Kavala Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız ve yetkili mahkemesi tarafından usulüne uygun bir şekilde yargılandı. Hakkında mahkûmiyet verildi, Yargıtay denetledi ve süreç kesinleşti.”
Röportaj: Oğuz Can Şahin