Akşam Gazetesi yazarı Yusuf Alabarda bugünkü "28 Şubat artıkları" başlıklı yazısında, İstanbul 1 Nolu Baro Başkanlığını kazanan Ümit Kocasakal'ın söylemlerinin 28 Şubat darbe günlerini hatırlattığını yazdı:
"Fırsat bulsalar ülkede 28 Şubat azgınlığını tekrar etmekten zerre imtina etmeyecekler. Dün ne söyledilerse bugün de söylemeye devam ediyorlar. Dilerseniz dün ne demişlerdi sadece Türkan Saylan üzerinden örneklendirelim ve bugün denenler ile mukayese edelim.
Türkan Saylan:
- "Bir parti ve onun yandaşı, anayasayı nasıl değiştirebilir? Nerelere kadar geldik?"
-"Biz asılız. Dolayısıyla bizim istemediğimiz bir şeyin bu ülkede olması mümkün değil.
Olur, 'ben yaptım oldu'... Adnan Menderes ne dedi? 'Odunu koysam mebus yaparım. Siz isteseniz şeriatı bile getiririz' dedi. Bunlar geçmişte olan şeyler. Ne oldu sonuçta, onlar ne oldu? Türkiye ne oldu? Niye Türkiye karışsın? Sonuna kadar savaşacağız."
- 'Başbakan ve kabine üyelerinin çoğunun eşi türbanlı. First Lady'lerin fotoğrafında garip giysilerini görüyoruz. Milletvekillerinizin eşleri de böyleymiş çoğunlukla... Şimdi de anayasanızı değiştirip kurallara karşı çıkan bir grup siyasal İslam simgesi kızları üniversitelere alarak her tarafı tesettüre dönüştürüyosunuz.'
- "Anayasayı değiştirerek, Milli Görüş'ün ön bahçesi haline getirilen türbanın üniversitelere sokulması, şeriat devletini kurmanın ana adımlarından biridir, herkes bilir."
AKP ve payandası MHP bir genel afla bu kızlarımızın her yerde olduğu gibi perukla eğitimlerini sağlayabilir ve konu da kapanır. Daha uzun uzun birçok şey yazılabilir ama inanın midem bulandı.
Bu sadece bir isim üzerinden ortaya koyduklarımız, daha başı örtülü genç kızlar için 'kevaşeler' diye bağıran küfürbazları, kendisini memleketin gerçek sahibi sanan üniformalı bürokrasisi, parti kapatıp başbakan asmış juristokratik vesayet mekanizması falan var.
Ancak yeri gelmişken yazmazsam içime dert olacak bir konu var.
Bizim mahallenin Stockholm Sendromluları yani bu mahallenin kifayetsizleri, bunların ve bunların zihni manada sülbünden gelenlerin hayranıdırlar. Bu sakil kafalar için bu isimlerden bir selam almak dahi büyük bir lütuftur onlar için.
Neyse konuyu çok dağıtmak istemiyorum, belki bunu başka bir yazıda kaleme alırım, şimdi konumuza geri dönelim.
Bugün ne diyorlar peki?
Korkut Kanadoğlu:
- "Türkiye sistematik bir hukuksuzluk içerisinde otoriter, hatta totaliter olma yönünde ilerleyen bir iktidar tarafından yönetiliyor. Kürsüde görev yapan tüm hâkim ve savcılara sesleniyorum: Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan yargıçlar, keyfî tutuklama kararı veren sulh ceza hâkimleri; sizleri tek tek not ediyoruz. Sizin her kararınızı izliyoruz. Bu kararlarınızı raporluyoruz ve kamuoyuyla paylaşacağız."
Nasıl?
Dün ile bir fark görebildiniz mi?
Yargı kararlarında bir keyfiyet varsa, 'keyfiyet' kısmını kim ölçecek?
Siz not alacaksanız merhum pederinizin bu ülkeye yaşattıklarını not alın.
Unutmayın, bu ülkede önlerine geleni fişleyenler en sonunda 15 Temmuz'da milleti katlettiler, bu yüzden ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun.
Ümit Kocasakal:
- "Önümüzdeki dönem sözde 'Terörsüz Türkiye' perdelemesi altında yeni anayasanın konuşulacağı ve bu anayasa ile ulus devletin ve üniter yapının, Cumhuriyet'in kurucu değerlerinin ve kurumlarının sözde 'barışa' feda edileceği bir dönem olacaktır. Şunu açıkça söyleyeyim: Cumhuriyet'e karşı bir kalkışma mevcuttur."
- Anayasanın herhangi bir yerinde, Meclis'in yeni anayasa yapabileceğine dair bir hüküm var mı? Yok! Yeni anayasa yapma yetkisi anayasada kimseye verilmemiştir. O zaman anayasa yapamazsın; bu açıkça bir darbe teşebbüsüdür!
Şimdi elinize vicdanınıza koyun ve söyleyin...
28 Şubat zihniyeti sona ermiş mi?
Ellerine geçecek ilk fırsatta neler yapmazlar?"
Kaynak: https://www.aksam.com.tr/yazarlar/yusuf-alabarda/28-subat-artiklari/haber-1709730


