Robert Kolej ve kültürel mühendislik

0
Robert Kolej ve kültürel mühendislik
“Basiretli bir bakışla o yüksek duvarların içinde yaşayan Müslüman çocukların ruh hâline bakıldığında ne kadar acı manzaralarla karşılaşıldığı görülür. Bu okullarda fen, ilim ve dil öğretimi çoğu zaman sadece bir dış süsten ibaret kalmaktadır.”

“Avrupalı misyonerlerin İslam beldelerinin her köşesinde kurdukları mekteplerin neler yaptığı görülmüyor mu? Bu mekteplerde ilim ve fen öğretmekten çok, eğitimlerine aldıkları genç zihinlere kendi amaç ve hedeflerini aşılamaya çalışıyorlar. Özellikle de Müslüman çocukları doğru yoldan saptırmak için çaba harcıyorlar.

İşte İstanbul’da (Darülhilafe) Hristiyan biraderler Fererler, Sen Benuva, Robert Kolej gibi dinî isimler taşıyan pek çok okul ile Beyrut’ta ve hatta köylere kadar uzanan Suriye’de kurulan Amerikan, Fransız, Rus üniversite ve okullarının asıl hedefi nedir? Bunların amacı, toplumun dinî ve duygusal yapısını kendi istekleri doğrultusunda dönüştürmek, kendi düşünce ve hedeflerini zihinlere aşılamak değil midir?

O müesseselere girilip dikkatle incelense, dışarıdan bakıldığında ihtişamlı ve süslü binalarıyla göz kamaştıran bu yapılar insanı aldatamaz. Aksine, basiretli bir bakışla o yüksek duvarların içinde yaşayan Müslüman çocukların ruh hâline bakıldığında ne kadar acı manzaralarla karşılaşıldığı görülür. Bu okullarda fen, ilim ve dil öğretimi çoğu zaman sadece bir dış süsten ibaret kalmaktadır.

Asıl hedef ise bu masumları doğru yoldan uzaklaştırmak ve onları ruhen, duygularıyla, kalpleriyle ve hayat tarzlarıyla bir Fransız ya da bir İngiliz hâline getirmektir. Ne yazık ki bu kurumlar her geçen gün bu amaçlarında daha da başarılı olmaktadır. Uyguladıkları bu sinsi ve içten işleyen politikanın meyvelerini toplamaktadırlar. Böylece İslâm âleminin kalbine derin yaralar açılmakta, fakat bu yaralara çare olacak kimse ortaya çıkmamaktadır”

Ahmed Vasfi Zekeriya imzasıyla kaleme alınan ve 20 Nisan 1911 tarihinde Sıratımüstakim dergisinde yayımlanan sadeleştirdiğimiz bu satırlar, aradan geçen 115 yıla rağmen Robert Kolej ve benzeri misyoner okullarının parlak vitrinlerinin ardındaki asıl hedefleri çarpıcı bir berraklıkla gözler önüne seriyor.

Bugün ise pedofili başta olmak üzere çeşitli iğrençlik ağlarının merkezinde yer alan Jeffrey Epstein’e ait belgeler arasında rastlanan bir ayrıntı, bu tarihi metnin ne denli isabetli olduğunu adeta teyit ediyor. Söz konusu belgelerde, Robert Kolej’in yönetim kurulunda yer alan bir ismin, “Muhafazakâr İslam’ın toplumsal yaşama ve eğitim sistemine nüfuz ettiği Türkiye’de, Robert College’in misyonu hiç olmadığı kadar önemli. Bunun Gates Vakfı’na sunulmaya değer olup olmadığını merak ediyorum” sözleriyle bağış arayışını gerekçelendirdiği görülüyor. Görünen o ki, 115 yıl önce dile getirilen endişeler bugün farklı aktörler ve yeni söylemlerle güncelliğini koruyor. Gelin bu yazıda Robert Kolej’in kuruluşuna ve Osmanlı’dan Cumhuriyet’e faaliyetlerine daha yakından bakalım.

Cyrus Hamlin ve Bebek Seminary Okulu

Robert Kolej’in temelleri, Amerikan misyonerliğinin Anadolu’daki en etkili isimlerinden biri olan Cyrus Hamlin tarafından atıldı. Hamlin, 1840 yılında Bebek’te kurduğu teoloji okuluyla (Bebek Seminary) klasik misyonerlik anlayışının ötesine geçen farklı bir yol deniyordu. O dönemde American Board’un sekreteri Rufus Anderson, misyoner okullarının yerel dillerde İncil öğretmekle ve yerli din adamları yetiştirmekle yetinmesi gerektiğini savunurken Hamlin ise daha farklı bir noktaya odaklanmıştı. Ona göre İngilizce eğitim, fen bilimleri ve teknik beceriler, Hristiyanlığın mesajını aktarmak ve Batı kültürünü benimsetmek açısından çok daha etkiliydi. Bu yaklaşım, doğrudan dini telkinden ziyade eğitim yoluyla zihinleri dönüştürmeyi hedefleyen yeni bir misyonerlik vizyonunun habercisiydi.

Hamlin’e göre İngilizce Hristiyan düşüncesine, Batı felsefesine ve modern bilime açılan stratejik bir anahtardı. Bu yaklaşım, Osmanlı tebaasından gençleri kendi dil ve kültür dünyalarından uzaklaştırarak, onları zihinsel olarak Batı’ya bağımlı hâle getirmeyi hedefleyen daha geniş bir projenin ilk adımıydı.

Hamlin’in Kırım Savaşı sırasında İngiliz askerlerine ekmek ve çamaşır hizmeti sunarak elde ettiği ciddi gelirler ve kurduğu güçlü ilişkiler ise misyonerliğin ticari ve siyasi boyutları bulunan çok katmanlı bir yapılanma olduğunu açıkça göstermekteydi. Nitekim Hamlin, American Board yönetimiyle yaşadığı metot tartışmaları sonrasında misyonerlik hedeflerinden vazgeçmedi. Bilakis bu hedefleri daha seküler bir çerçevede sürdürmek üzere teşkilattan ayrılıp Robert Kolej’i kurma yoluna gitti. Bu tercih, klasik misyonerlikten modern eğitim kurumları üzerinden yürütülen daha uzun vadeli bir etki stratejisine geçişin de simgesi oldu.

Robert Kolej’in kuruluşu

Robert Kolej, Cyrus Hamlin ile finansörü Christopher Rhinelander Robert’in iş birliğiyle, Rumelihisarı gibi İstanbul’un en stratejik noktalarından birinde inşa edildi. Okulun Fatih Sultan Mehmed’in otağını kurduğu bölgede yükselmesi, taşıdığı sembolik anlam bakımından da dikkat çekicidir. 1863’te Bebek’te faaliyete geçen kolej, daha ilk günden itibaren Ermeni, Rum ve Bulgar gibi Hristiyan azınlıkları hedef almış ve onları Osmanlı kimliğinden uzaklaştırarak Batı’nın modern değerleriyle yeniden “yoğurmayı” amaçlamıştı.

Bu süreçte Robert Kolej ve benzeri misyoner okulları, Osmanlı Devleti’nin uzun süre “Millet-i Sadıka” olarak tanımladığı Ermeniler başta olmak üzere Hristiyan unsurların zihin dünyasında ciddi ifsadat oluşturdu. Verilen eğitim ayrılıkçı fikirlerin de yayılmasına zemin hazırladı. Nitekim bu okullardan mezun olan bazı isimler, zamanla Osmanlı Devleti’ne karşı faaliyet yürüten komitacı liderlere dönüşüp Bulgaristan’ın bağımsızlık sürecinde olduğu gibi, Osmanlı’nın çözülme sürecinde aktif roller üstlenmişti. Bu yönüyle kolej, Hristiyan azınlıkların Osmanlı otoritesine karşı bilinçlendirildiği ve Batı’nın siyasi hedeflerine hizmet edecek kadroların yetiştirildiği bir merkez işlevi görmüştü.

Taktik değişikliği

II. Meşrutiyet’in ilanı ve ardından gelen savaş yılları, Robert Kolej açısından belirgin bir kırılma noktasıydı. Hristiyan azınlıkların Osmanlı çatısından kopuş süreci hızlandıkça, misyoner çevreler de hedeflerini yeniden gözden geçirmek zorunda kaldı. Balkan Savaşları ve Birinci Cihan Harbi neticesinde yaşanan kayıplar kurumun Hristiyan azınlıklardan oluşan insan kaynağını daralttığı için hedef kitle arasına Müslüman Türk gençler de alınmıştı. Müslümanları doğrudan Hristiyanlaştırmanın zorluğunu fark eden misyonerler bu kez daha örtük yöntemleri devreye sokmuştur. Aleni dinî telkin yerine “karakter eğitimi”, “sosyal sorumluluk” ve “Batılı değerler” söylemi üzerinden Hristiyan kültürü ve ahlâkı dolaylı biçimde benimsetilmeye çalışılmıştı.

Millî Mücadele yıllarında Anadolu’daki birçok misyoner okulunun Ermeni ve Rum silahlı gruplarına destek verdiği, Amerikan ve İngiliz işgal güçleriyle temas hâlinde olduğu bilinmekteyken İstanbul’daki Robert Kolej, daha çok diplomatik manevralarla varlığını sürdürmeyi başardı. Ancak bu durum, kolejin ve misyoner çevrelerin tamamen tarafsız kaldığı anlamına gelmiyordu. Bu dönemde, kolej idarecilerinin Türklerin aleyhine, azınlıkların ve işgalci güçlerin lehine kulis faaliyetleri yürüttükleri, ABD Başkanı ve Hariciye nezdinde Osmanlı karşıtı girişimlerde bulundukları tarihi kayıtlara yansımıştı.

Cumhuriyet’le “uyum” çabaları

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı ve hemen ardından yürürlüğe giren Tevhid-i Tedrisat Kanunu misyoner okulları açısından da ciddi bir sarsıntı doğurdu. Yeni rejim yabancı okulları potansiyel birer tehdit olarak görmüş ve bu kurumları sıkı bir denetim altına alarak dinî propagandayı yasaklamış, Türkçe, tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulmasını zorunlu kılmıştı. Robert Kolej ise bu yeni koşullar altında faaliyetlerini sürdürebilmek için açık biçimde “seküler” bir kimliğe yönelmiş fakat misyonerlik ruhunu bu kez daha kapalı ve daha “kültürel” bir formda yaşatmak zorunda kalmıştı.

1920’lerin sonlarına gelindiğinde, özellikle Bursa Amerikan Kız Koleji hadisesinde olduğu gibi bazı misyoner okullarında Müslüman Türk çocuklarının Hristiyanlaştırılmaya çalışıldığının ortaya çıkması, Cumhuriyet idaresinin ve kamuoyunun bu kurumlara yönelik kuşkularını teyit etmişti. Robert Kolej gibi daha görünür kurumlar bu tür skandallardan uzak durmaya çalışsalar da aynı misyoner ağının ve zihniyet dünyasının parçası olarak, Türk gençliğinin millî ve manevî değerlerinden uzaklaştırılması sürecinde etkili bir rol oynamışlardı.

Hristiyan azınlık nüfusunun hızla azalmasıyla birlikte bu dönemde Robert Kolej, kapılarını Türk öğrencilere daha geniş ölçüde açtı. Ancak bu durum bir “açılım”dan ziyade bilinçli bir stratejiydi. Nitekim misyoner Ernest W. Riggs’in de dile getirdiği üzere, geçmişte Türk gençlerinin bu okullara ilgisi sınırlıyken yeni dönemde hedef bu tabloyu tersine çevirmekti. Amaç, genç Cumhuriyet’in yönetici elitini, bürokratlarını ve aydınlarını Amerikan eğitim anlayışı içinde yetiştirmekti. Doğrudan din değiştirme mümkün olmasa da misyonerler “davranış, tutum ve hayat tarzı” üzerinden Hristiyanlığın ve Batı medeniyetinin üstünlüğünü telkin etmeyi hedeflemişlerdi. Böylece aleni misyonerlik yerini daha karmaşık ve uzun vadeli bir zihniyet dönüşümüne bırakmıştı.
Robert Kolej ve türevleri neyi başardı?
Robert Kolej, kuruluşundan Cumhuriyet’in ortalarına kadar geçen süreçte Amerikan nüfuzunun ve Protestan ahlakının Anadolu’daki en etkili taşıyıcılarından biri oldu. İlk aşamada Ermeni ve Rum unsurları Osmanlı Devleti’nden koparmayı hedefleyen, onları “Millet-i Sadıka” kimliğinden uzaklaştıran bu zihniyet, Cumhuriyet döneminde yöntem değiştirerek bu kez Türk gençliğini merkeze aldı. Hedef kitle artık çocuklarını bir Avrupalı olarak yetiştirmek isteyen “Batı hayranı” Cumhuriyet elitleriydi.

Robert Kolej ve türevleri insan kaynağını söz konusu cenahtan devşirirken ebeveynlerinin misyoner kolejine emanet ettiği çocuklar kendi medeniyet birikimine düşman bir zümre olarak ortaya çıktı. Bu kişiler gerek bürokraside gerekse de özel sektörde etkin kademelerde rol alarak varlıklarını Batıcı statükonun devamına adadılar. Bugün hâlâ etkilerini hissettiğimiz bu zihinsel kopuş, eğitim yoluyla yürütülen kültürel müdahalelerin ne denli kalıcı olabildiğini açıkça göstermektedir. Geçmişte görmezden gelinen bu tür faaliyetler karşısında bugün bilinçli olunması, gelecekteki kayıpların önlenmesi yolunda atılacak en önemli adım olarak önümüzde duruyor.

Haber Kaynağı: Yeni Şafak gazetesi

Yorum Yazın