Hilal Kaplan: Sandıktan kim çıkarsa çıksın İsrail terör devletidir

0
Hilal Kaplan: Sandıktan kim çıkarsa çıksın İsrail terör devletidir
"Bu yüzden bu seçimi iki farklı yol arasında bir tercihten çok, aynı doktrinin iki üslubu arasındaki bir rekabet olarak okumak lazım. İsrail terör devletidir; öyle de kalacaktır ya da yok olacaktır. Üçüncü bir seçenek yok."

Sabah Gazetesi yazarı Hilal Kaplan bugünkü "Ortadoğu’nun tek soykırımcısı" başlıklı yazısında, terör devleti İsrail'de yapılan seçimin neticesi ne olursa olsun İsrail'in bir terör devleti olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğini söyledi:

"Ortadoğu'nun tek demokrasisi diye allanıp pullanan İsrail, 7 Ekim'den sonra ilk kez sandığa gitti. Bu yazıyı sonuçlar belli olmadan yazıyorum; çünkü kimin kazanacağının hiçbir şey değiştireceğini düşünmüyorum. Sandıktan hangi isim çıkarsa çıksın, İsrail'in soykırımcı karakteri olduğu yerde duracak. Bunu BM Bağımsız Soruşturma Komisyonu da Eylül 2025'te tespit etmişti. Gazze'de can kaybı 73 bini aştı, ateşkesten bu yana bile 1200'den fazla Filistinli öldürüldü.

Buna rağmen Batı basınının bir kısmı, utanmadan Netanyahu'nun rakibi Gadi Eisenkot'u ısrarla "ılımlı alternatif" olarak sunuyor. Alman ajansı dpa onun ılımlı görüldüğünü yazdı, AP ise yalnızca güvenlik konusunda şahin kaldığını not etti. Daha ne konuda şahin olacaktı ki acaba? İsrail siyasetinde güvenliğin her şeyi belirlediğini hatırlayınca, o "yalnızca" kelimesinin ne kadar yük taşıdığı aşikâr.

Eisenkot'u anlamak için Ekim 2008'e dönelim. O dönem "Kuzey Komutanı" olan Eisenkot, Yedioth Ahronoth'a 2006'da Beyrut'un Dahiye Mahallesi'nde yaşananların İsrail'e ateş açılan her köyde tekrarlanacağını söylemişti: "Orantısız güç uygulayacağız. Bizim açımızdan bunlar sivil köyler değil, askeri üslerdir." Bunun bir tavsiye değil, onaylanmış bir plan olduğunu da eklemişti.

"Dahiye Doktrini" olarak bilinen bu yaklaşımın özü, silahlı grubu sahada yenmek yerine onu barındıran toplumu cezalandırmak, konutları, altyapıyı ve ekonomik hayatı yıkarak caydırıcılık üretmek. Sonuçlarını çok geçmeden Gazze'de gördük.

Eisenkot bu doktrini dile getirmekle kalmadı, uygulamanın da içinde oldu. 2 bin 251 Filistinlinin öldürüldüğü 2014'teki "Koruyucu Hat" harekâtında genelkurmay başkan yardımcısıydı. 2018'de, Büyük Dönüş Yürüyüşü sırasında ordunun başındaydı ve BM'ye göre o yıl 189 Filistinli öldürüldü. 7 Ekim'den sonra savaş kabinesinde yer aldı. Bu mart ise Dahiye Doktrini'nin Lübnan için hiç olmadığı kadar geçerli olduğunu söyledi.

O halde "ılımlılık" iddiası neye dayanıyor? Eisenkot'un Netanyahu'yla ayrıştığı noktalara bakınca itirazlarının ahlaki değil, stratejik olduğu görülüyor. Başbakanı stratejisizlikle suçladı, Haredilerin askerlik muafiyetine karşı çıktı. Filistin devleti fikrini ise 7 Ekim'den sonra anlamsız buluyor. Yani aradaki tartışma, Filistinlilerin kaderinden çok İsrail'in bu kaderi nasıl daha verimli yöneteceğiyle, daha doğrusu Filistin'i daha verimli yok etmekle ilgili!

Bu anlatının işlevi de bence burada yatıyor. Netanyahu'yu kişisel bir sapma gibi göstermek, onu üreten yapıyı gözden kaçırmayı kolaylaştırıyor ve Avrupa başkentlerine normalleşme için hazır bir gerekçe sunuyor. Oysa sandıktan kim çıkarsa çıksın, Dahiye'nin mimarı ya iktidarda ya da ana muhalefetin başında olacak. Bu yüzden bu seçimi iki farklı yol arasında bir tercihten çok, aynı doktrinin iki üslubu arasındaki bir rekabet olarak okumak lazım. İsrail terör devletidir; öyle de kalacaktır ya da yok olacaktır. Üçüncü bir seçenek yok."

Kaynak: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/hilalkaplan/2026/10/28/ortadogunun-tek-soykirimcisi

  • Next Social

Yorum Yazın