Star gazetesi yazarı Fadime Özkan bugünkü yazısında, çocuklara sosyal medya erişimine getirilen kısıtlamanın çocukları sapkınlıklara karşı koruma amaçlı olduğunu yazdı:
"Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çocukları sosyal medya uygulamalarındaki zararlı içeriklerden korumak amacıyla yürüttüğü çok önemli bir çalışmanın sonuna geldi. Yakın zamanda Meclis süreçleri başlayacak, düzenleme yasalaşacaktır.
Çalışmanın özü çocukların güvenliğini ve mahremiyetini esas alıyor ve siyasi-ideolojik farklılıklarımızın ötesinde hepimizin desteğini gerektiriyor. Lafın gelişi değil, hakikaten partiler üstü bir kalkana, kararlılığa ihtiyaç var bu konuda.
Sosyal medyanın, dijital dünyadaki dipsiz kuyuların karanlık ve tuzaklarla dolu vahşi bir yönü olduğunu hepimiz çok iyi biliriz. Biz yetişkinler bununla baş etme, eleme, mümkün olduğunca az etkilenme yetisine de sahibizdir ama çocuklar için geçerli değil bu. O kalkanı elde edebilmeleri için önce sağlıklı şekilde yetişmeleri gerek çocukların.
Gerçek dünyada gözümüzden sakındığımız, sağlıklı mutlu ve yaşına uygun ortamlarda dengeli şekilde büyüsün diye kolladığımız çocuklarımızın dijital dünyada her türlü saldırıya açık şekilde yapayalnız kaldığı gerçeği harekete geçirmeli o yüzden bizi.
Elbette ebeveyn denetimi uyguluyorsunuzdur, ekran süresini kontrol etmek istiyorsunuzdur, nerelere girmiş çıkmış, ne yapmış ayak izini takip ediyorsunuzdur.
Ama kabul edelim, tam da başarılı olamıyoruz. Uzayıp giden tartışmalara rağmen üstelik...
Hele çocuk ergense, çatışmaya dönüşüyor tartışma. İlişkiniz zedeleniyor yok yere. Desteğinize hala en fazla ihtiyaç duyduğu o hassas dönemde hem de...
Kiminle konuşsam aynı... Bütün ebeveynler çaresiz ve endişeli.
Çocuğunun dijital dünyada yanlış ve çirkin içeriklerle karşılaşması, sanal kumara, uyuşturucuya, kötü alışkanlıklara meyletmesi, suç çeteleri için pusuya yatanların tuzağına düşmesi, tertemiz dünyasının kalitesiz, eğitimsiz, görgüsüz fenomenlerin çiğliği ve çirkinliğiyle kirlenmesi ya da en hafif tabirle saçma sapan, içi boş içeriklerle zaman kaybetmesi, kitap okumak, fiziken oyun oynamak, yaşına uygun başka bir şeyle meşgul olmak varken bunları izlemenin bir eğlence ve özgürlük kullanımı olduğunu zannetmesi...
O kadar çok ki anne babaları rahatsız eden, etmesi gereken "zararlı içerik tehlikesi".
Bütün bunların çocukların nazik ruh dünyasında, hassas terazide tartılması gereken duygularında yarattığı hasarı bir düşünün.
Influncer, fenomen, idol vesaire adıyla çocukların karşısına çıkan, haliyle en kıymetli varlıklarımıza "model" olan tiplere bir bakın lütfen.
Bir kısmı bir süredir uyuşturucu, kumar, sanal bahis, kara para aklama, kadın ticareti gibi örgütlü suç isnadıyla gözaltına alınıyor. Ama nihayetinde bunlar ve benzerleri sanal dünyada var olmaya devam ediyor.
Kızlar eskort, oğlanlar mafya tiplemesi! Şarkıcılar, şarkı sözleri, klipler, çağrışımlar, alenen ifade edilenler, ya suç ya da ayıplı içerikler... Gerçek hayatta arkadaş olmasına, muhatap olmasına izin vermeyeceğiniz tipler sosyal medya platformlarının kontrol edemediğimiz algoritmaları sayesinde (hepsi hesaplı kitaplı kasıtlı üstelik) pat diye çıkıveriyor çocuğun karşısına.
Kuşkusuz şimdi başlamadı. Öncesi de var. Popüler kültürün kitle kültürüne dönüştüğü gerçeğiyle bugün yüzleşmiyoruz. Ama şiddet, akran zorbalığı, suç çetelerine meyletme, kadın-erkek ilişkilerindeki pespayelik gerçekten çok arttı, yayıldı, normalleşti ve elbette bunların dijital dünyadaki çöplükle bir ilgisi var.
İlk aklıma gelenlerden Aleyna Tilki vakasına ya da Manifest grubuna bakın mesela. En fazla kendine, kendi bedenine, kendi cinsine ihanet eden basit haller, dil fakiri işler. Veya Era7capone, Batuflex, Narco, Lvbel C5 gibi şarkıcılara, gruplara bakın. Kadınları, engellileri açıkça aşağılayan, nefret saçan, şiddeti öneren şeyler.
Şimdi benzer şarkıcılar, şarkılar, içeriklerle genç kuşakta görülen şiddet, duygusuzluk, teşhir-teşne durumu, dijital zorbalıklar, tehditler, şantajlar ve en nihayetinde bir gün bir yerde cesedi bulunan genç kızlarımız ve onları katleden genç katiller arasında bir bağ kurmayacak mıyız?
Önceki sene İstanbul surlarında yaşanan o korkunç cinayeti hatırlayın. Yıllardır odasından çıkmayıp internette dolaşan 19 yaşındaki bir gencin iki ayrı ilçede kendi yaşındaki iki genç kızı feci şekilde katlettikten, birinin başını kesip aşağı fırlattıktan sonra intihar ettiği ortaya çıkmıştı. Satanist sitelerde, hastalıklı içerikleri takip ettikleri anlaşılmıştı.
Öncesi de var kuşkusuz ama Ahmet Minguzzi cinayetini nasıl unuturuz. Bizi derinden sarsan, üzen, dehşete düşüren başka cinayetler de yaşandı. Katilleri, azmettiricileri, işbirlikçileri çocuktu.
Çocuklarda artan şiddet eğilimi, akran zorbalığı, hoyratlık, sınırlarda gezme hali, müdanasızlık, uyuşturucu ve sanal kumar bağımlılığı, çıplaklık, kız erkek fark etmeksizin sıradanlaşan teşhircilik, röntgencilik, küçük yaşlara doğru gerileyen cinsellik... Hepimizi dehşete düşürmeli.
Çocuklarımızın sistematik olarak maruz kaldığı kötü örnekliklerin onların ruhunda yarattığı hasara odaklanmamız lazım.
Mevzuyu siyasi tartışmaya, iktidar-muhalefet çatışmasına çevirmeyelim lütfen.
Bu bir özgürlük kısıtlaması değil çünkü. Kısıtlanan şey çocuklarımız ve onların dijital çağda internetin imkanlarına erişim hakkı değil. Kısıtlanması, yasaklanması ve en etkili şekilde cezalandırılması gerekenler çocuklarımıza musallat olan, tuzak kuran yahut çocuklarımız üzerinden para kazanmaya çalışan küresel dijital platformlar. Suç şebekeleri, insan kaçakçıları, düşük insan protipleri.
O yüzden Aile Bakanlığının çalışmasına "yetmez ama evet" diyorum. Devamının gelmesi, topyekun bir hassasiyetle temiz dijital bir dünya oluşturmak, yeniden örgütlenen, araç ve şekil değiştiren vahşi kapitalizmle sonuna kadar savaşmak gerek.
İsmet Özel'in "Sevgilim Hayat" şiirindeki gibidir çünkü.
"Ben öyle bilirim ki yaşamak
Berrak bir gökte çocuklar uğruna savaşmaktır".


