Başkan Erdoğan, konuşmasının başında TBMM’nin tarihsel misyonuna vurgu yaparak, “Dünyada gazilikle iki kez müşerref olan tek Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir” ifadelerini kullandı.
Millî Mücadele döneminde Meclis’in ağır şartlar altında çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Erdoğan, Ankara’ya 80 kilometre mesafeden top seslerinin duyulduğu günlerde dahi TBMM’nin görevini sürdürdüğünü kaydetti.
15 TEMMUZ VURGUSU
TBMM’nin tarih boyunca millet iradesinin savunulmasında önemli bir rol üstlendiğini belirten Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Meclis’in bombalar altında çalışmalarını sürdürdüğünü hatırlattı.
Erdoğan, “15 Temmuz gecesi bombaların altında milletin emanetini savunan Gazi Meclisimiz, meydanlarda, caddelerde, havalimanlarında darbeye direnen milletimizle birlikte o ağır sınavı alnının akıyla vermiştir” diye konuştu.
O gece Meclis’te bulunan milletvekillerine teşekkür eden Erdoğan, “Rabbim bu Meclis’i bir daha aynı mücadeleyi vermek mecburiyetinde bırakmasın” temennisinde bulundu.
TBMM’nin milli iradenin tecelligâhı olduğuna işaret eden Erdoğan, Meclis’in itibarının korunmasının önemine dikkat çekti.
Erdoğan, “Milli iradenin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını her şeyin üzerinde tutmamız gerektiği açıktır” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca TBMM’nin yoğun çalışma temposuna dikkat çekerek, 1 Ekim 2025’te başlayıp 10 Ağustos 2026’ya kadar süren 4. yasama yılında Genel Kurul ve komisyonlarda önemli düzenlemelerin ele alındığını belirtti. Erdoğan, söz konusu dönemde ülkenin ve milletin geleceğini ilgilendiren kritik meselelerin kapsamlı şekilde müzakere edildiğini aktardı.
Başkan Erdoğan şöyle devam etti:
“Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde hakkaniyet ve adaleti gözeterek kimsenin hakkını kimseye yedirmeden bu meseleyi süratle çözüyoruz. Bu konunun iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine inşallah fırsat vermeyeceğiz.
Bu ülke ve bu millet hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Bugün tarihe kayıt düşmek, tarihe not düşmek adına Türkiye için vazgeçilmez olduğunu düşündüğüm bazı başlıklara kapsamlı bir şekilde değinmek arzusundayım.
"AYRIŞTIRMA EN BAŞTA SİYASETİN FITRATINA AYKIRIDIR"
Günlük siyasetin gelip geçici gündemlerinden azade olarak bu iki konunun ülkemiz ve milletimiz için son derece önemli olduğuna inanıyorum. Bakınız, günümüzde siyasetin çözüm üretmesi gereken meselelerin en başında toplumda iç kanamaya sebep olan yapay kutuplaşma yer alıyor.
Öncelikle şunu açık ve net ifade etmek isterim. Bir milletin tüm fertlerinin her konuda aynı düşünmesi, değerler, inançlar, hassasiyetler, beklentiler konusunda tamamen birbirine benzemesi elbette mümkün değildir. Bu doğru da, sağlıklı da değildir. Bizim ülke ve toplum olarak en büyük zenginliğimiz, esasen çeşitliliğimiz, farklılıklarımız ve renkliliğimizdir. Asırlar içinde bu farklılıklar bir uzlaşma zemininde buluşmuş, ortak sınırlar içinde ortak değerler oluşmuştur. Tarih içinde farklılıklar birbirine köklü bir saygı geliştirmiştir. Devletimiz, bayrağımız, mukaddes değerlerimiz ve üzerinde bir arada yaşadığımız vatanımız tarih içinde bizi tek bir millete dönüştürmüştür.
Farklılıklarımızı bir ayrışma vasıtası olarak kullanmak isteyenlere de karşı durduğumuzu milletimiz tek yürek olup her seferinde gereken cevabı vermiştir. Hiç kuşkusuz siyaset kurumu farklı beklentilere cevap üretmek için vardır. Ancak siyasetin farklılıklarımızı, renklerimizi, çeşitliliğimizi bir ayrıştırma, yani kutuplaştırma vasıtası olarak kullanması en başta siyasetin fıtratına aykırıdır. Siyasi partiler arasında tabii ki rekabet olacaktır. Yarış olacaktır. Belli sınırlar arasında çekişme de olacaktır. Fakat bunun kutuplaştırma yoluyla kamplaşmayı körükleyerek çatışmaya götürülmesi siyasetin varlık sebebiyle uyuşmayacaktır.
Değerli milletvekilleri, bunu özellikle şunun için söylüyorum. Yakın çevremizdeki hadiselere baktığımızda yerel bazdaki ayrışmaların siyaset ve toplum mühendislikleriyle birçok ülkenin yumuşak karnına dönüştüğünü, daha doğrusu dönüştürüldüğünü görüyoruz. Toplumsal fay hatları kaşınmak suretiyle ülkeler içeriden çözülmek ve çökertilmek istenmektedir.
Dünyayı takip eden, bölgemizdeki gelişmeleri yakından takip eden herkes, inanıyorum ki şu gerçeği görebiliyor. Binlerce yıldır bir arada yaşayan, huzur, barış ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada varlığını sürdüren milletimizin son dönemde artan bir şekilde siyaset ya da siyaset dışı aktörler vasıtasıyla kutuplaştırılması sadece iç dinamiklerle açıklanamaz. İç dinamikler bellidir. Tarih içinde asırlar boyunca teşekkür etmiştir.
Sünni ile Alevi, Türk ile Kürt, Müslüman ile gayrimüslim, asırlar içinde huzur ve dayanışmayı esas alan müşterek bir yaşam zemini inşa etmiştir. Bu ve benzeri farklılıkları bir çatışmaya, bir kutuplaştırmaya dönüştürmek, Türkiye'nin deyim yerindeyse fabrika ayarlarını bozmak demektir.
Türkiye'nin ayarlarının bozulması siyasetin işine yaramaz. Sadece ve sadece Türkiye'nin hasımlarının işine yarar. Yakın tarihimizde bunu hep beraber tecrübe ettik. Çok partili demokrasiye geçişimizden itibaren ne zaman bir atılım içinde, bir kalkınma hamlesi içinde olsak hedefi hâline geldik.
Sokaklarımız karıştırıldı. Gençlerimiz düşmanlaştırıldı. Aynı mahalleyi, aynı caddeyi, aynı binayı paylaşan komşular arasına nefret tohumları ekildi. Siyasi ve toplumsal huzurumuz suikasta uğradı. Bizimle aynı ligde olan ülkeler koşarken biz yıllarca başta ekonomi olmak üzere birçok alanda patinaj yaptık, oyalandık, irtifa ve ivme kaybettik. Bütün bu gerilimlere, çatışmalara, bunların doğurduğu istikrarsızlığa bakıldığında her seferinde Türkiye'nin kaybettiği, her seferinde milletin kayıplar verdiği, ağır bedeller ödediği çok net görülecektir. Açıktır ki millet kaybederken milletin hasımları kazanmıştır.
Türkiye kaybederken kazanan Türkiye'nin rakipleri, maalesef Türkiye'nin yeminli düşmanları olmuştur. Şunun bilinmesini isterim. Ne Türkiye'nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur. Hiç kimsenin de Türkiye'ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur.
"SALT İKTİDAR KARŞITLIĞI ÜZERİNE KURULU CEPHE SİYASETİNİN RAF ÖMRÜ DOLMUŞTUR"
Değerli milletvekilleri, bu mücadelede en büyük görev milletin temsilcileri olarak bizlere, yani siyaset kurumuna düşmektedir. Türkiye'de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinin raf ömrü dolmuştur.
Siyaseti hizmette, eserde, icraatta yarış olmaktan çıkarıp muhatabın düşmanlaştırıldığı bir yıpratma savaşına dönüştürmek vahim bir hatadır. Küresel ve bölgesel gelişmeler yeni bir siyaset tarzını mecbur kılmaktadır. Gelinen aşamada önümüzde iki seçenek bulunuyor. Ya kutuplaşmayı ve kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz. Ya da asgari müştereklerde buluşmayı, mutabakat içinde rekabeti esas alan yeni siyaseti Türkiye'ye hâkim kılacağız. Eğer Türkiye yeniden büyük ve güçlü Türkiye olacaksa, eğer Türkiye önüne açılan tarihî fırsatları değerlendirecekse, bu paradigma değişimini hep beraber vakit kaybetmeksizin gerçekleştirmek durumundayız. Bunu söylerken elbette her siyasi partinin her meselede aynı düşünmesini, aynı yerde hizalanmasını asla kastetmiyorum.
Farklı siyasi partiler ne kadar aykırı olursa olsun, farklı fikirler Türkiye'nin, Türk demokrasisinin zenginliğidir. Ancak her siyasi partinin önceliği Türkiye olmalıdır, olmak zorundadır. Her siyasi parti Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinden, kendi tabanından güç ve ilham alarak Türkiye merkezde siyaset icra etmelidir. Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır.
"TERÖR ÖRGÜTLERİNİN TÜRKİYE'Yİ PARÇALAMASI HİÇBİR ZAMAN MÜMKÜN DEĞİLDİR"
Türkiye'nin millî menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir. Biz buna iç cephenin tahkim edilmesi diyoruz. Biz buna büyük Türkiye mutabakatı diyoruz. Değerli milletvekilleri, Terörsüz Türkiye sürecimizin aynı zamanda bu toplumsal mutabakatı, işte bu millî mutabakatı inşa etmeye dönük olduğunu özellikle vurgulamak isterim.
Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda Terörsüz Türkiye çabaları, Türkiye'nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye'nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgâr estirmiştir. Terörün ya da terör örgütlerinin Türkiye'yi bölmesi, parçalaması hiçbir zaman mümkün değildir. Fakat terörün ve terör örgütlerinin Türkiye'nin enerjisini heba ettiği, Türkiye'yi oyaladığı, Türkiye'nin kaynaklarını tükettiği açıktır.
Son 42 yıldır terörle mücadeleye odaklanan Türkiye hem gencecik evlatlarını toprağa vermiş hem de trilyonlarca dolarlık maddi kaynaklarından olmuştur. Terör üzerinden içeride yaşanan tartışmalar Türkiye'nin ekonomisini, huzurunu, güvenliğini tehdit etmiş, dış politikada elini zayıflatmıştır. Ama bugün terör bitme noktasına gelmiş, terör saldırıları sona ermiş, terör örgütü kendisini feshetme, silahlarını bırakma kararını açıklamıştır.”


