Yahya Bostan: Ankara’nın Kızıldeniz’de zor kararı

0
Yahya Bostan: Ankara’nın Kızıldeniz’de zor kararı
"Ben Ankara’nın Riyad’ın güvenliğine katkı sağlarken, İran-S. Arabistan geriliminin derinleşmemesi için de önemli bir rol üstleneceğini düşünüyorum."

Yeni Şafak Gazetesi yazarı bugünkü yazısında, İran'ın Hürmüz’üm kapamasıyla oluşan yeni dengeleri ve Türkiye'nin yeni dengelerdeki konumunu yazdı: 

"ABD/İsrail-İran krizi birçok ülkeyi derinden etkiledi. Türkiye, bu gerilim alanının hemen yanı başında bulunuyor. Yaşanan her gelişme güvenliği, ekonomisi, bölgesel politikaları ve yaşamsal çıkarları üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Buna rağmen Ankara; Bir. Kendisini çatışmanın dışında tutmayı, İki. ABD, İran, Körfez… Tüm taraflarla diyaloğu korumayı ve arabulucu rolü üstlenmeyi, Üç. Savaşın, Terörsüz Türkiye gibi hayati bir proje üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerini sınırlamayı, Dört. Ankara patentli bölgesel enerji ve koridor projeleriyle (Basra petrolünün Ceyhan’a getirilmesi, Hicaz Demiryolu gibi) savaş sonrası mimaride önemli bir konum elde etmeyi, Beş. Başta Körfez olmak üzere bölge ülkeleriyle ilişkilerini savunma, ekonomi ve diplomatik açılardan geliştirmeyi başardı. Bunlar önemli kazanımlardır.

Ancak savaş, askeri boyutu şimdilik dinmiş görünse de, devam ediyor. Kriz hala Hürmüz odaklı. İran, Hürmüz’deki rejimi/statükoyu değiştirerek, boğazı kontrol etmek, gemilerden ücret almak, savaştan kalıcı bir kazanç elde etmek istiyor. ABD ve Körfez ülkeleri buna karşı çıkıyor. Şu an İran ve Umman’ın geçici bir anlaşmaya yaklaştığı söyleniyor. Sonuç ne olursa olsun, Tahran Hürmüz’ün statükosunu değiştirme arayışından vazgeçmiş değil. Trump ise bunu tersine çevirmek için bir çılgınlık yapabilir.

***

ABD-İran ateşkesi çöktükten sonra, Türkiye’yi yakından ilgilendiren iki durum oluştu. Birincisi, Lübnan konusudur. Orada Hizbullah’ın silah bırakması, böylece İsrail’in işgalini sona erdirmesi için bir süreç yürütülüyor. Ankara, Lübnan’ın istikrar ve egemenliğini güçlendirecek her adımı destekleyecektir. Ancak ABD’nin Suriye yönetimine “Hizbullah’ın silahsızlandırılmasında sen de rol oyna” telkinleri negatif potansiyel taşır. Şara, birkaç mesajında Suriye’nin maceracı bir rol üstlenmek istemediğini dışa vurmuştu. Şam’ın bu pozisyonunu tüm baskılara rağmen koruması gerekir.

İkincisi giderek ısınan bir başlıktır. İran, Hürmüz’ü savaşta bir kaldıraç olarak kullandı. Krizin derinleşmesi ihtimaline karşı ikinci kartı Babülmendeb’di. Ateşkes çökünce Husiler Babülmendeb’i tamamen kapatmadı ama S. Arabistan’a blokaj uyguladı (Sebebi S. Arabistan petrolünün 7 milyon varil kapasiteli Doğu-Batı Petrol Boru Hattı üzerinden Kızıldeniz’e getirilmesi ve dünya piyasasına ulaşmasıdır. Riyad böylece Hürmüz’deki blokajı bypass etmektedir.) Hatta Kızıldeniz’deki Suud gemilerini balistik füzelerle hedef almaya başladı. Bu önemlidir, çünkü S. Arabistan’ı çatışmanın içine daha fazla çekme potansiyeli taşır. Nitekim, Riyad buna karşılık olarak, ABD ile birlikte Irak’taki İran milislerine saldırı düzenlemiştir.

S. Arabistan, şimdi de Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliğini sağlamak için yeni bir adım atıyor. Bu kapsamda geçtiğimiz günlerde önemli bir toplantı yapıldı. Edindiğim bilgilere göre 40 ülke, Genelkurmay Başkanı düzeyinde bu toplantıya -uzaktan erişimle- katıldı. Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu da katılımcılar arasındaydı. Financial Times’a göre “Aralarında Türkiye’nin de olduğu 14 ülke Kızıldeniz’de denizcilik ve enerji tedariklerini korumayı amaçlayan yeni bir deniz savunma koalisyonuna katılmayı kabul etti.” Suud tarafı Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Veliaht Prens Muhammed Bin Selman arasında geçtiğimiz günlerde yapılan telefon görüşmesinin de bu boyutunu öne çıkardı. Suudi medyasında yer alan haberlere göre Erdoğan, bu ittifakın başarılı olmasını umduğunu belirtti.

***

Bu noktada bazı hususları vurgulamak gerekiyor. Bir. Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliğinin sağlanması konusu uzun bir süredir tartışılıyor. Örneğin AB “Aspides Operasyonu” adı altında benzer bir misyon kurmuştu. Fransızlar da farklı bir girişimde bulunmuş ancak sonuç alamamıştı. Şimdiki girişim doğrudan S. Arabistan’a ait. Dolayısıyla böyle bir uluslararası koalisyon kurulursa karargahın S. Arabistan’da olması beklenir. İki. Konuyla ilgili koordinasyon toplantısı 28 ve 29 Temmuz’da uzaktan erişimle yapılmış. Ankara prensipte Kızıldeniz’de seyir güvenliğinin sağlanmasına katkı sunmaya olumlu bakıyor. Ancak bu nihayete ermiş bir süreç değil. Bu misyona katılmak isteyen ülkelerin, iç hukuk süreçlerinin işlemesi gerekiyor.

Üç. Uluslararası basına göre S. Arabistanlı yetkililer, misyonu “İran’la doğrudan çatışmaktan ziyade ticari gemilere refakat etmeye, istihbarat paylaşmaya ve deniz hatlarını güvence altına almaya odaklanan savunma amaçlı bir çerçeve” olarak tanımlıyor. Bu nokta çok önemli. Çünkü Türkiye, bölgesel politikaları ve krize mesafesi ve arabuluculuk misyonuyla oldukça önemli bir pozisyonda duruyor. Dört. Bu kriz Türkiye ve S. Arabistan’ı özellikle savunma, güvenlik ve ekonomide oldukça yakınlaştırdı. İki ülke bölgesel güvenlik konularında yoğun bir şekilde istişare ediyor (R4 oluşumu örnektir.) Bu kapsamda Türkiye’nin S. Arabistan’ın güvenliğine destek olması doğaldır. Beş. Gerilimin diğer tarafında İran yer alıyor. Bu, Ankara için yönetilmesi gereken hassas (ve zor) bir denklem oluşturuyor.

Peki ne olacak? Ben Ankara’nın Riyad’ın güvenliğine katkı sağlarken, İran-S. Arabistan geriliminin derinleşmemesi için de önemli bir rol üstleneceğini düşünüyorum."

Yorum Yazın