El Cezire muhabiri Enes el-Şerif de bu gazetecilerden biriydi. Gazze Şeridi’nin kuzeyinde kalmayı, yaşananları kaydetmeyi ve milletinin hikâyesini dünyaya anlatmayı seçti. Enes, 10 Ağustos 2025’te Gazze kentindeki Şifa Hastanesi önünde gazetecilerin kaldığı çadıra düzenlenen İsrail hava saldırısında şehit oldu. Filistinli gazeteci Hebh Jamal, Enes el-Şerif’in gazeteciliğini ve geride bıraktığı miras hakkında bir yazı kaleme aldı.
***
Bugün, Filistinli El Cezire gazetecisi Enes el-Şerif’in Gazze kentindeki Şifa Hastanesi önünde gazetecilerin kaldığı çadıra düzenlenen İsrail hava saldırısında öldürülmesinin üzerinden tam bir yıl geçti.
Enes’ın şehadet haberini aldığım an ne olduğunu hâlâ bütün ayrıntılarıyla hatırlıyorum.
Eşim, oğlumuz çikolatalı sütünü kustuğu için diğer odadan bana seslenip yardım etmemi istedi. Yanlarına gitmek üzereyken telefonuma göz attım ve bir arkadaşımdan gelen mesajı gördüm:
“Allah’ım, Enes el-Şerif’i öldürdüler.”
O anda zaman durdu.
Hasta çocuğumla ilgilenmem, o anda onun yanında olmam gerekiyordu. Ancak zihnimi ele geçiren görüntü, Enes’ın basın yeleğini çıkardığı ve Ocak 2025’te ilan edilen ateşkes haberini Gazze’deki halkıyla birlikte kutladığı andı.
Enes, El Cezire canlı yayınında, “Artık bu süreç boyunca beni tüketen kaskı çıkarabilirim” demişti. Ardından şöyle devam etmişti:
“Bu uzun süre boyunca bedenimin bir parçası haline gelen bu yeleği de çıkarabilirim.”
Arkasında insanlar sevinç çığlıkları atıyordu. Enes’ı omuzlarına kaldırıyor, yalnızca yaptığı işi değil, halkının hikâyesine tanıklık ederken gösterdiği cesareti ve bağlılığı da alkışlıyorlardı.
Çoğu zaman hikâyenin orada sona erdiğini hayal ediyorum. Keşke öldürmelerin durduğu, soykırımın sınırlarına ulaştığı ve Enes’ın nihayet ailesine dönme fırsatı bulduğu an o an olsaydı. Keşke basın yeleğini bir kenara bırakıp çocuklarına sarılabilse ve halkıyla birlikte yeniden inşa etmek için uzun bir mücadeleye başlayabilseydi.
Keşke Gazze’ye yeniden inşa edilme fırsatı verilseydi. Keşke Enes’a da cesur bir gazeteci olarak hikâyelerimizi anlatmaya devam etme seçeneği tanınsaydı.
Ama bir anda kendimi yeniden banyoda buldum. Donup kalmıştım. Eşim ne olduğunu sordu. “Enes öldü” dedim. Onun da yüzündeki ifade bir anda değişti. Akşamın geri kalanını derin bir sessizlik içinde geçirdik.
Bu acı dünyanın dört bir yanına yayıldı. Halkının soykırıma uğramasını canlı yayınlardan izleyen her Filistinli için Enes, aramızdaki cesareti, en iyilerimizden birini temsil ediyordu.
Çoğu kişinin bölgeden tahliye olduğu sırada o kuzeyde kaldı. Cep telefonu kamerasıyla yaşananları kaydetti. Bir gecede gazeteci oldu ve ardından üzerinde basın yeleğiyle El Cezire için canlı yayınlar yapmaya başladı. Belgeleme ve halkının tanığı olma görevi, kimsenin kendisini izlemiyor gibi göründüğü anlarda bile onun için her şeyden önce geliyordu.
İsrail ise bunun için onu cezalandırdı; dolayısıyla Filistin halkının tamamını da cezalandırmış oldu.
İsrail, Enes’ın hedef alındığını doğruladığı açıklamasında, “Terörist teröristtir” ifadesini kullandı ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“El Cezire ona basın kartı vermiş olsa bile.”
Gazze’nin gazetecilerini öldürmek
Gazze’deki soykırım boyunca İsrail, 210’dan fazla Filistinli gazeteciyi öldürdü. Yalnızca temmuz ayında Filistinli Gazeteciler Sendikası, İsrail işgal güçlerinin gazeteciler ve medya çalışanlarına yönelik 108 saldırısını belgeledi. Bu saldırılar, Ekim 2025’teki ateşkes ilanının üzerinden sekiz ay geçtikten sonra dahi devam etti.
Ben de Almanya’da yaşayan Filistinli bir gazeteci olarak, Filistinli meslektaşlarımın ölümlerinin nasıl insanlıktan çıkarıldığını ve önemsizleştirildiğini bizzat görüyorum. Bunun bir boyutunu, doğrudan İsrail propagandasının sorgulanmadan tekrarlanması oluşturuyor. Bir diğer boyutu ise Filistinli meslektaşlarımızın yanında durulmaması ve nihayetinde onların öldürülmesini meşrulaştıran anlatıların üretilmesi.
Buna, Almanya’nın medya devi Axel Springer’a ait en büyük tabloid gazetesi BILD’in Filistinli foto muhabiri Enes Zayed Fteiha’yı Hamas propagandacısı olarak göstermesi örnek verilebilir.
Enes’ın öldürülmesinden yalnızca beş gün önce yayımlanan ve “Bu Gazze fotoğrafçısı Hamas propagandasını sahneliyor” başlığını taşıyan haberde Fteiha hedef gösterildi. Haberde, Fteiha’nın açlık çeken Filistinlilerin görüntülerini sahte şekilde hazırladığı öne sürüldü. Oysa bu iddialar, Birleşmiş Milletler’in Gazze’de kıtlık ilan etmesinden yalnızca iki hafta önce gündeme getirilmişti.
Bir başka örnek ise Die Welt gazetecisi Jan-Friedrich Funk’ın canlı yayındaki ifadeleriydi. Funk, 12 Ekim 2025’te İsrail destekli bir milis tarafından öldürülen Filistinli gazeteci ve kamuoyu figürü Saleh el-Caferavi’yi bir “kriz aktörü” olarak nitelendirdi.
Funk, İsrail medyasında Filistinlilerin uluslararası kamuoyunun sempatisini kazanmak amacıyla acılarını sahnelediğini ima etmek için kullanılan aşağılayıcı bir ifade olan “Pallywood” anlatısının parçasıymış gibi el-Caferavi’yi gösterdi.
Söz konusu videonun başlığı hâlâ internet sitesinde duruyor: “Mr. Fafo bir aktör.”
“Fafo” ifadesi ise İngilizce “uğraş ve sonucunu gör” anlamına gelen küfürlü bir deyimin kısaltması.
Hassan Eslaiah da 13 Mayıs’ta Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan Nasır Hastanesi’ne düzenlenen İsrail hava saldırısında öldürüldü. İsrail, Eslaiah’ı Hamas’la bağlantılı olmakla ve 7 Ekim saldırısına katılmakla suçlamıştı.
Tanıklık etmek
Filistinli gazeteciler, kendi halklarının bir yansımasıdır. Haber yaptıkları gerçeklerden uzakta, şık haber merkezlerine kapanmadılar.
Enes el-Şerif, Hassan Eslaiah, Hossam Shabat, Saleh el-Caferavi ve öldürülen yüzlerce başka gazeteci, Gazze’de yaşananları dünyaya göstermeye cesaret ettikleri için öldürüldü. Milyonlarca Filistinlinin kitlesel yerinden edilmesini, yıkımı ve öldürülmesini kayda geçirdiler; aynı zamanda İsrail’in dünyayı yanıltma girişimlerini açığa çıkardılar.
Kendi halklarının, kendi ailelerinin, arkadaşlarının ve yaşadıkları toplulukların başına gelenleri haberleştirdiler. Bunu olağanüstü bir cesaret ve gazetecilik disipliniyle yaptılar.
Onlar gerçeğin taşıyıcılarıydı ve öyle kalacaklar.
Ben de Enes sayesinde gazeteci olarak kalmaya devam ettim.
Belgeleme, Filistin geleneğinin son derece önemli bir parçasıdır. Yalnızca dünyaya ne olduğunu anlatmak için belgelemiyoruz. Aynı zamanda başımıza gelenlerin, halkımızın, ailelerimizin, topluluklarımızın ve vatanımızın yaşadıklarının kaydını korumak için belgeliyoruz.
Tarihimizin silinmesine, inkâr edilmesine veya yeniden yazılmasına izin vermemek için belgeliyoruz.
Enes, hedef alınacağını biliyordu. Dünyaya bıraktığı son sözleri ise Filistin’in özgürlüğü için verilen mücadelenin bir manifestosuna dönüştü:
“Filistin’i size emanet ediyorum. Halkını, hayal kurmaya ya da güven ve barış içinde yaşamaya fırsat bulamayan mazlum ve masum çocuklarını size emanet ediyorum. Zincirlerin sizi susturmasına, sınırların sizi kısıtlamasına izin vermeyin. Toprağın ve halkının özgürlüğüne kavuşmasına kadar, çalınmış vatanımızın üzerinde onur ve özgürlük güneşi doğuncaya dek Filistin ile onun özgürlüğü arasında köprüler olun.”
Enes’ten ve geride bıraktığı son sözlerden şunu öğrendim: “Gerçeği arayışımı halkımın özgürlük mücadelesinden ayıramam. Gerçekliğim, onlardır."
Enes, bana ve hepimize mücadelemizde kararlı kalma sorumluluğunu emanet etti. Bu sorumluluk, İsrail işgalinin ve soykırımının dehşetini ortaya çıkarmaya devam etmeyi; aynı zamanda bu suçlara yönelik uluslararası suç ortaklığını açığa çıkarmayı da içeriyor.
Gazetecilere sık sık, sağduyulu, objektif ve tarafsız kalabilmek için haber yaptıkları insanlardan ve olaylardan mesafelerini korumaları gerektiği söyleniyor.
Ancak Filistinli gazetecilerin hiçbir zaman böyle bir mesafeyi koruma lüksü olmadı.
Enes’ın da kendisini olaylardan soyutlama lüksü yoktu.
Filistinli gazeteciler için bizler tanığız. Hafızayı nasıl koruduğumuz, halkımızın yaşadığı acının silinmesine veya unutulmasına izin vermeyi nasıl reddettiğimizi gösteriyor.
Enes, “Gazze’yi unutmayın” demişti.
Ben unutmayacağım. Biz unutmayacağız.
Hebh Jamal, Almanya’da yaşayan Filistin asıllı bir gazetecidir.


