Bu yazı emekli sendika üyesi Phil Wilson tarafından kaleme alınmıştır. İnsan hakları üzerine çalışmalar yapan Wilson; Current Affairs, Mother Pelican, Common Dreams, The Hampshire Gazette gibi basın kuruluşlarında yazarlık yapmaktadır. Yazısını ehemmiyetine binaen tercüme ettik.
***
Amerika Birleşik Devletleri sivilleri bombalama fikrini kendi icat etmedi. Bu gelenek, İspanya İç Savaşı’nda Guernica’yı bombalayan Hermann Goering ve Erhard Milch’in silahlı kuvvetleriyle başladı. ABD, gökten gelen terör üzerine kurulu bir imparatorluk inşa etti. Silahsız sivillerin bilimin en gelişmiş silahlarıyla yok edilmesi, hem psikolojik hem simgesel olarak sömürgeciliğin hikâyesini tekrarlar.
İmparatorluklar, askeri teknolojinin en keskin ucunu çok daha zayıf hedeflere yöneltir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra sömürge yapıları çöktü; çünkü imparatorluklar artık sömürülen halkları kontrol edemedi. Bugün ise ABD’nin askeri harcamaları, kurtuluş hareketlerinin sınırlı kazanımlarını yeni bir emperyal saldırı dalgasıyla ezme tehdidi taşıyor.
Bazen Gazze’yi bir yerden çok bir kavram olarak düşünüyorum. Zaman ve mekân içinde taşınabilen bir nesne gibi. Rubik küpündeki renkli kareler gibi. Varşova Gettosu’nu düşünün. Gazze’nin en açık prototipi. “İnsan-altı” sayılan bir nüfus, dar bir kafese tıkılır. Hastalık, açlık ve keyfi şiddetle sistemli biçimde yok edilir. Treblinka’daki gaz tesislerine giden trenler onları bekler. Varşova’nın “yük”ünün parası ve mülkü İsviçre bankalarında aklanır. Soykırım neredeyse her zaman kâra bağlanır.
Gazze’deki kurbanlar yalnızca öfkeyle öldürülmüyor. Talihsizlikleri, değerli bir toprakta yaşamaları. Tarih, hayatın parayla değiş tokuş edildiği anların kaydıdır. Sömürge katliamlarının kurbanları genelde toprak, küçük servetler ya da eşyalar sahibidir. Soykırımlar çoğu zaman savaş perdesi altında gerçekleşti. Gazze’de olan ise savaş gibi sunulan bir soykırımdır.
Gazze’de insanlar gaz odalarında ya da toplu infazlarla ölmez. Asılmaz, sopalarla öldürülmez, ritüellerde yakılmaz. Çoğu bombardıman ve top atışıyla ölür. Yüz binlerce insanı yok etmenin bundan daha pahalı bir yolu olmadı. Gazze’deki imha düzeni ABD’ye yaklaşık 21 milyar dolara mal oldu. Naziler ise Treblinka’da benzer sayıda insanı birkaç motor ve trenle öldürdü. Gazze modeli daha pahalıdır ama kamuoyuna daha “kabul edilebilir” bir açıklama sunar: Her şey “yan hasar”dır.
Gazze’deki sivil bombalamaları ahlaki bir uçurum hissi yaratır. Oysa hiçbir vahşet emperyalizmin ruhunu bu kadar çıplak göstermedi. Emperyal suçlar, askeri eşitsizlikle doğru orantılıdır. Servet eşitsizliği artarken, silah eşitsizliği yeni riskler üretir. Yoksul ve yerli halklar kendilerini savunamaz hale geldiğinde, soykırım için temel koşullar oluşur.
“Hernán Cortés” bir kâşif olarak anılır. Oysa o ve çağdaşları, soykırımcı kârın ahlaki boşluğunu “keşfetti”. Varşova Gettosu Gazze’nin modern prototipiyse, İspanyol fatihler sömürge yağmasının arketipini kurdu. Emir açıktı: Üstün silahlar, zırhlı süvari, toplar, çelik kılıçlar ve gelişmiş askeri stratejilerle öldür.
Sömürgecilik, denk orduların savaşı değildir. Büyük güçler, kendini savunma imkânı olmayan halklara saldırır. Güncel bir örnek: Neredeyse askeri bütçesi olmayan Venezuela ile 2027’ye kadar yıllık 1,5 trilyon dolar harcamayı hedefleyen ABD. Venezuela, 2020–2023 arasında ordusuna yılda ortalama 3,29 milyon dolar harcadı. Medya bunu görmezden geldi. Benim yaşadığım Northampton kasabası polisi ise yılda 6 milyon dolar harcıyor. Evet, küçük bir kasabanın polisi Venezuela ordusunun iki katı bütçeye sahip.
Donald Trump’ın Caracas’ı bombalaması ve Nicolás Maduro’yu kaçırması, Cortés’in izlediği emperyal protokolle birebir örtüşür. Cortés de Aztek hükümdarı Montezuma’yı kaçırmıştı. Emperyalizmi harekete geçiren iki koşul vardır: Toprak ve zenginlik iştahı. Ve askeri gelişmişlikte uçurum. Ama bu maceraların arkasında finans vardır. Sermaye olmadan toprak hırsızlığı olmaz.
“Bankgreen” adlı sitede anlatılan hikâye tanıdıktır: Cortés askerlerine para bulamadı. Bunun yerine kâr payı sattı. Seferin kazancından hisse verdi. Sefer batarsa hisseler sıfırdı. Kazanırsa değerlenirdi. Bugün de erken aşama işler böyle finanse edilir.
Ama bu anlatı sömürgeciliğin özünü ıskalar. Sömürgecilik ırkçılık olmadan var olamaz. “Vahşiler”, “haşereler”, “insan-altılar” acımasızlığa layık görülür. Batı Hint Adaları’ndaki zulmü, 16. yüzyılda rahip Bartolomé de las Casas tanıklık etti. Bebeklerin kayalara çarpılarak öldürülmesini, insanların canlı canlı yakılmasını, liderlerin ızgarada pişirilmesini anlattı. Bu, sistematik bir vahşetti.
David Stannard, American Holocaust kitabında Kolomb sonrası dönemde öldürülen yerli sayısını 100 milyon olarak verir. Yerli nüfusun yüzde 95’inin yok edildiğini söyler. ABD, iki yüzyıl önce İspanyol İmparatorluğu’nun büyük kısmını devraldı. Meksika topraklarını aldı. Kabile topraklarını yağmaladı. Yerli halkları katletti ve marjinalleştirdi. Latin Amerika’da darbeleri destekledi. Guatemala soykırımı CIA destekli rejim değişiminin sonucuydu.
Latin Amerika’ya yeni bir ABD saldırısı konuşulurken, hikâyeyi yalnızca Trump’ın faşizmine indirgememek gerekir. Kökler derindir. Trump’ın Venezuela hamleleri, Bolsonaro’ya desteği, Küba, Kolombiya ve Panama tehditleri Gazze merceğinden görülmelidir. Gazze, aşırı sömürünün süren bir deneyidir. Sömürgeciliğin geç kalmış karşı saldırısıdır.

Hitler, Yahudilere yönelik soykırımında ABD’nin ırkçı politikalarından ilham aldı. Gazze bugün Varşova Gettosu’nun tekrarını oynuyor. ABD-İsrail stratejisi, Vietnam bombardımanını getto sıkıştırmasıyla birleştiriyor. Yarım milyon insan bir mil kareye sığdırılmıştı. Bu, Tokyo’nun en yoğun bölgelerinden on kat fazlaydı. El Salvador’daki toplama kampı endüstrisi de aynı mantığı gösteriyor.
Gazze bugünkü hedeftir. Ama Trump’ın şişen askeri bütçesi, Latin göçmenlere nefreti ve rejim değişikliği arzusu daha karanlık bir geleceği işaret ediyor. Uyarıların hepsi yetersiz kaldı. Bu yalnızca ABD’deki göçmenler için değil, tüm Latin Amerika için bir tehdittir.
Bunu durdurabilecek olan sivil itaatsizliktir. Grevler, boykotlar, mühimmat fabrikalarının işgali, yolların kapatılması, tutuklanmayı göze almak. Hepsi daha kötüsünün provasıdır.


