Yeni Şafak Gazetesi yazarı Taha Kılınç bugünkü "10 şehit daha…" başlıklı yazısında, Bosna Srebrenitsa kurbanlarından kimlikleri tespit edilen 10 Boşnak'ın daha gömüleceğini yazdıktan sonra yazısını şu ikâzla bitiriyor: "Ve ellerine fırsat geçtiğinde Srebrenitsa’yı tekrarlayacak bir damarın orada hâlâ canlı olduğunu aklımızdan hiç çıkarmamak…"
"Bosna, her yıl bu zamanda olduğu gibi, bugün yarasının üzerindeki bandajı kaldıracak, dünyaya hakikati bir kez daha haykıracak, sonra yarasını usulca tekrar kapatacak. Evet, 1995 yazında yaşanan Srebrenitsa Soykırımı’nın kurbanları için bugün gözyaşları yeniden akacak, yürekler yeniden sızlayacak, şehitler “modern” dünyaya iki yüzlülüğünü ve umursamazlığını yeniden ve tekrar hatırlatacak.
Soykırımın 31’inci yıldönümünde, Srebrenitsa’daki Potoçari Şehitliği’ne kimlikleri yeni tespit edilebilen 10 kurban daha defnediliyor bugün. Üç gün önce Bosna’nın Visoko kasabasından hareket eden bir konvoyla başkent Saraybosna’ya getirilen cenazeler, sokaklarda halk tarafından saygıyla ve hüzünle selamlandı. Cenazeleri taşıyan araçların, Saraybosna kuşatması sırasında iki korkunç katliama sahne olan Markale pazarı önünde durduğu sahne, merasimin en duygusal anlarından biriydi hiç kuşkusuz. Şehitlerin buluşması ve kucaklaşması yaşandı adeta.
Geçtiğimiz temmuzdan bugüne sürdürülen çalışmalar sonucu kimliği tespit edilen 10 kurbanın yaşları 20 ilâ 56 arasında değişiyor. İsimleriyse şunlar: Senad Jusiç, Muriz Barakoviç, Hamid Musiç, Ramo Aliç, Muhiddin Osmanoviç, Hüso Kerimoviç, Nuko Nukiç, Ahmet Guster, Asım Kuniç ve Ramo Davutoviç. “Suçları” isimlerinde saklı: Hamid’ler, Ramazan’lar, Muhiddin’ler, Hüsameddin’ler, Ahmed’ler, Asım’lar… Aliç, Alioğlu. Osmanoviç, Osmanoğlu. Kerimoviç, Kerimoğlu. Davutoviç, Davutoğlu… Kurbanların sadece isimlerine ve soy isimlerine dikkat kesilmek bile, onlara neden kıyıldığını gözler önüne seriyor.
Burada bir köşe yazısında hızlıca yazıyorum, sizler de belki bu yazıyı birkaç dakikada okuyorsunuz. Ama “kurbanların kimliklerinin tespiti” ifadesinin arka planında, şehitlerin geride kalan yakınları açısından sürekli tekrarlanan bir acı ve açık kalan kocaman yaralar var. Kimlik tespit süreçlerinin teknik zorlukları ve yoruculuğu bir yana, soykırımda öldürülen en az 8,372 erkeğin cesetleri parçalanarak çok sayıda toplu mezara gelişi güzel dağıtıldığı için, bazı cenazelerin kemik-uzuv bütünlüğünü sağlamak bile yılları buluyor. Kurban yakınları “bari iskeleti tek parça haline gelsin” hassasiyetiyle, yıllarca beklemek zorunda kalıyor. Sırp canavarların feci şartlarda öldürdüğü Boşnakların cenazeleri 150 ayrı lokasyonda tespit edildi şimdiye kadar, 77 tane de toplu mezar bulundu. Potoçari Şehitliği’ne şu ana dek 6,772 kurbanın cenazesi defnedildi. 250 cenaze de yakınlarının talebi ve isteği doğrultusunda çevredeki yerel mezarlıklara ve köylere gömüldü. Cenazelerinin bulunması beklenen en az 1,000 kurban daha var. Bunlar kayıtlarda hâlâ “kayıp” statüsünde görünüyor. Çok sayıda kurban yakını, neticelerin alındığını göremeden vefat etti üstelik. Bazı cenazelerin artık hayatta kalmış bir sahibi veya mezarında dua edecek bir yakını bile yok.
Bosna’ya yolum düştüğünde, merkeze uzak ve sapa bir noktada yer almasına rağmen, Srebrenitsa’ya muhakkak gidiyorum. Ailemi, çocuklarımı, yakın dostlarımı da hep götürdüm. Her yıl Srebrenitsa Soykırımı’nın yıldönümünde, muhakkak bir yazı yazıyorum ve konuyu kendi çapımda gündemde tutmaya çabalıyorum. Meselenin mahkeme safahatını ve resmî prosedürlerini de ayrıca izliyorum. Ama yine de öfkemi yenemiyorum, yüreğim soğumuyor. Masum bir halka reva görülen bu zulmün ayrıntıları hâlâ göğsümü sıkıştırıyor.
Her yıl bıkmadan ve usanmadan, Srebrenitsa Soykırımı’nda Avrupa’nın, BM’nin sözde barış gücünün ve bilhassa Hollanda’nın insanlık suçlarını yüzlerine haykırmak gerekiyor. Sadece Müslüman oldukları için öldürülen masum Boşnakların, Sırp canavarların eline teslim edilmesinin tek sebebi, İslâm’a ve Müslümanlara duyulan nefret. Bugün uluslararası toplantılarda Batılı siyasetçilerin ve devlet yöneticilerinin yüzsüzce ortalıklarda salınması, dişlerinin arasından sızan kanı görmemize engel olmamalı. Srebrenitsa Soykırımı’ndan alınacak çok sayıda dersin birincisi bu: Hafızayı hep diri ve canlı tutmak. Batı zihin dünyasının ve şuuraltının bize ve topyekûn Doğu’ya hep aynı pencereden baktığını hiç unutmamak… Ve ellerine fırsat geçtiğinde Srebrenitsa’yı tekrarlayacak bir damarın orada hâlâ canlı olduğunu aklımızdan hiç çıkarmamak…"


