Aslında, burada kişi ve toplum arasındaki sarsılmaz ve köklü bir bağın varlığını dile getirmiş oluyoruz. Böyle önemli bir sorunun cevabını da, aslında iki boyutlu olarak vermemiz gerektiğini düşünüyorum.
Sosyal Problemler, Ne zaman Kaçınılmazdır
Bir insan, davranışlarını düşünerek ve bilerek gerçekleştirir. Daha doğrusu böyle olması gerekir. Çünkü, insana yakışan böyle bir özelliktir. Toplum da, kurallarını yaşanmış ve tecrübe edilmiş olayların içinden seçer. Demek ki ne insan ve ne de toplum, düşüncesizce bir kuralı veya sistemi benimseyemez. Pek, benimserse ne olur? İşte orada, her şey allak bullak olur.
Hayatın problemli hale gelmesi, aslında birçok işin ve kararın, düşünülmeden yapılmış olmasından kaynaklanıyor!..
Bu cümle, birçok kişiyi şaşırtabilir. Neden insan ve toplum, düşünmeden bir konuda karar verip, tesadüflerin veya çeşitli etkilerin doğrultusunda, şuursuzca hareket eder?
Burada göz ardı edilen konu, kişinin bilgiyi alırken, bilgileri değerlendirme sürecinden geçirmeyişidir!.. Yani, bilginin hep doğru olarak görülmesi ve onun yanlış veya eksik olabilecek bir özelliğinin bulunmasının düşünülmemesidir! Bu özelliğin bir diğer adı da “şartlanma”dır.
Bu durum, günümüz yoğun medya ve sosyal medya baskısı altında, insanların herhangi bir bilgiyi incelemeden ve hatta düşünmeden o bilgi doğrultusuna hareket etmek gibi, son derece inanılmaz bir tutumun varlığından kaynaklanmaktadır. Bu tavrın en önemli sebebi, kişilerin belli bir kültürün sahibi olmamaları sebebiyle gerçekleşmektedir.
Modern toplumun en önemli yönü, belli güç merkezlerinin, kişi üzerinde önemli bir baskı kurması ve onu “kendi haline bırakmaması”dır!.. Aslında, bu cümle Batılı bir sosyoloğun cümlesidir ve Batı toplumlarının durumlarını anlatır! Bunun manası, bizler öyle yoğun bilgi ve haber bombardımanı altındayız ki, doğru ve yanlışı araştırıp, ona göre hareket edebilecek imkandan mahrum bulunmaktayız!..
Hal böyle olunca da, insan neye karar vereceğini bilmeden, önüne gelen seçeneklerden birini kabul etmektedir. Bu arada, çeşitli konulardaki reklamlar, insanı sersemletircesine yüzlerce defa tekrar edilerek, bir yanlış veya yalanı, doğru kabul edilebilir noktaya getirmektedir.
Bakar Kör veya Duyar Sağırlık mı?
Halk arasında “bakar kör” ifadesi, baktığı halde görmeyen kişiler için kullanılmaktadır. Bu durum, aslında o kişinin gözleri bir yöne bakarken, aklının başka yerde olmasından kaynaklanan bir çelişki halini ifade etmektedir. “Duyar, Sağırlık” hali de, bu durumun başka bir versiyonu olarak açıklanabilir.
Burada, insanların idrak ve dikkatlerini normal bir şekilde çalıştırmayan bilgi ve haber yoğunluğundan bahsetmek gerekiyor. Bu bilgilendirme, cep telefonları ve internet ile olduğunda, herkesin dikkati farklı konu ve ilgi alanlarına normalden çok yüksek bir etkileme seviyeside ulaştığını görüyoruz. Bu durum, özellikle kültür ve fikir durumları yetersiz ve gelişmemiş kesimlerde kendisini göstermekte ve etkiyi, normalin üzerinde bir frekansla gerçekleştirmektedir. Sonuçta da, ipnotize edilen bir kitleden bahsedebiliyoruz.
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, kültürel alt yapısı sağlanmamış bir kitlenin, kendine ulaşan her türlü bilgiyi değerlendirmeden, kabul etme tavrına mahkum olmasıdır.
Dolayısıyla iş, genç ve yetişkinlerin kültürel ve fikri seviyelerinin yükseltilerek, her türlü bilgiye açık ve mahkum olmalarının önüne geçmek olmalıdır. Fakat bu uzun vadeli bir çalışmadır. Buna yönelik çalışmaların başlatılmadan önce, kişilerin ve özellikle gençlerin, bu “düşük seviyeli” bilgilendirilme etkisinden kurtulması gerekiyor. Bu konu da, siyasi ve bürokratların çabasıyla mümkün olacaktır. Aksi halde, gereksiz ve zararlı bilgi ve haberlerin, sağlıksız besinler gibi, ruh ve zihin dünyasını zehirlemeleri, kaçınılmaz bir son olacaktır.


