Hürriyet gazetesi yazarı Sefer Levent bugünkü yazısında, hızla gelişen yapay zekâyı kuşatmak isteyen küresel cephelerin haritasını ve arkalarındaki gerçek niyetlerini yazdı:
“ABD merkezli yapay zekâ araştırma şirketi OpenAI’ın insanlığa fayda sağlamak iddiasıyla başlayan yolculuğu, zamanla devasa sermaye, ölçek yarışları ve kaynak tüketimiyle iç içe geçmiş bir imparatorluğa dönüştü.
Bu imparatorluk zamanla, klasik imparatorluklara benzer bir sömürgecilik anlayışı sergiledi. Veriyi, emeği, enerji ve su kaynaklarını yoğun biçimde kullandı. Pek çok çalışan için düşük ücret, kötü çalışma koşulları uyguladı. Yapay zekâ teknolojisi yalnızca “yenilik” ya da “vaha” olarak değil; aynı zamanda riskler, adaletsizlikler taşıyan bir süreç.”
Bu sözleri Karen Hao’nun Empire of AI: Dreams and Nightmares in Sam Altman’s OpenAI (Yapay Zekâ İmparatorluğu: Sam Altman’ın OpenAI’ındaki Rüyalar ve Kâbuslar”) kitabından aldım.
Hao ile geçtğimiz yılın kasım ayında Bilişim Vakfı Başkanı Faruk Eczacıbaşı’nın davetinde tanıştım. Hao o gün yapay zekânın olağanüstü bir hızla geliştiğine dikkat çekmiş ve “Regülasyon ve diğer faktörlerin onun hızına yetişmesi mümkün değil. Bu yüzden yapay zekânın ilerlemesini durdurmak ya da yavaşlatmak gerekiyor” demişti.
Yapay zekânın hızı müthiş. Hao ile buluşmamızın üzerinden 6 ay geçti. Bu 6 aylık süreçte yapay zekâ teknolojisiyle hayatımıza binlerce yeni proje girdi. Ve geldiğimiz noktada artık devletlerin de sivil toplum kuruluşlarının da odağında yapay zekânın bir şekilde durdurulması ya da kontrol altına alınması var.
Gelin, yapay zekâyı kuşatmak isteyen küresel cephelerin haritasına ve arkalarındaki gerçek niyetlere yakından bakalım...
KUTSAL MAKAMA DA DERT KÜRESEL GÜCE DE
İNSANOĞLU kendi eli yarattığı bir mucize karşısında bu kez çok hızlı bir şekilde defans yapmaya çalışıyor. Yapay zekâ öylesine baş döndürücü ve kontrolsüz bir hızla ilerliyor ki, küresel güçlerden kutsal makamlara kadar herkesi “tatlı, biraz da ürkütücü” bir telaş sarmış durumda.
Önceki gün ABD Başkanı Donald Trump’ın imzaladığı yeni yapay zekâ kararnamesi, bu telaşın son ve en somut halkası oldu. Bugüne kadar “regülasyon sektörü felç eder, bırakınız yapsınlar” diyen Trump yönetimi bile, yeni nesil öncü modellerin piyasaya sürülmeden 30 gün önce hükümete sunulmasını isteyen bir “erken inceleme” modelini yürürlüğe soktu.
Peki ne oldu da herkes bir anda “yapay zekâyı nasıl sınırlandırırız?” sorusunun peşine düştü? İşin aslı şu: Bugün dünyada herkes yapay zekânın sınırlandırılmasını istiyor, ancak herkesin korkusu, masadaki ajandası ve korumaya çalıştığı kale bambaşka.
KİM NEDEN SINIRLANDIRMA İSTİYOR
ABD (TRUMP YÖNETİMİ):
Derdi ne: Ulusal güvenlik ve Çin ile rekabet.
Ajandası: Trump, yapay zekâyı siber dünyada bir “kitle imha silahı” olarak görüyor. Gelişmiş modellerin elektrik şebekelerini çökertebilecek, bankaları hackleyebilecek kodlar yazmasından endişeli. Şirketlerin elini kolunu bağlamadan, “Bize siber güvenlik açıklarınızı gösterin ama işinize de karışmayalım” kıvamında, tamamen askeri ve istihbari bir savunma kalkanı kurmaya çalışıyor.
AVRUPA BİRLİĞİ:
Derdi ne: Temel insan hakları ve hukuki üstünlük.
Ajandası: AB, tarihi Yapay Zekâ Yasası (EU AI Act) ile sınırları en sert çizen güç. Şirketleri milyarlarca dolarlık cezalarla tehdit ediyorlar. Derdi siber savaştan ziyade; işyerinde duygu analizi yapılması, biyometrik yüz tanımayla vatandaşların dikizlenmesi ve algoritmaların insanları fişlemesini engellemek. Teknolojik güç karşısında “bireyi” koruma derdindeler.
VATİKAN VE PAPA:
Derdi ne: Ehlileştirilmemiş kapitalizm ve ahlaki çöküş.
Ajandası: Papa’nın yayımladığı tarihi genelge (Magnifica Humanitas), yapay zekâyı doğrudan nükleer silahlara benzetti. Vatikan’ın korkusu, gücün birkaç Silikon Vadisi devinin elinde toplanması, otonom silahların ölüm kararı vermesi ve yapay zekânın kitlesel işsizlik yaratarak insan emeğini ve onurunu değersizleştirmesi. Sınırlandırma talepleri tamamen etik ve insani temellere dayanıyor.
TEKNOLOJİ DEVLERİ:
Derdi ne: Hem varoluşsal kaygı hem de pazar liderliğini koruma.
Ajandası: Sektörün içinden yükselen “yavaşlayalım” çığlıkları iki yüzlü bir madalyon gibi. Bir tarafta yapay zekânın insanlığın sonunu getirebileceğinden korkan samimi bilim insanları var. Diğer tarafta ise devletlere “bizi düzenleyin” diye yalvaran OpenAI ve Google gibi devler var. Eleştirmenlere göre bu devlerin gizli ajandası, sektöre giriş bariyerini yükseltmek; devlet ağır test maliyetleri getirsin ki arkadan gelen küçük start-up’lar ezilsin, meydan kendilerine kalsın.
YARATICI SEKTÖRLER (SANATÇILAR, MEDYA VS):
Derdi ne?: Telif hakları ve ekonomik sağkalım.
Ajandası: Başta The New York Times olmak üzere gazeteler, yazarlar, Hollywood senaristleri ve ressamlar mahkeme kapılarında. İsyanları net: “Bizim ürettiğimiz içeriklerle, telif ödemeden kendinizi eğitiyorsunuz; sonra da bizim işimizi elimizden alacak modeller satıyorsunuz.” Onlar için sınırlandırma, fikri mülkiyetin ve ekmeğin korunması demek.
ÇİN:
Derdi ne?: Devlet otoritesinin korunması.
Ajandası: Pekin, yapay zekâ modellerinin “sosyalist temel değerleri” yansıtmasını zorunlu kılıyor. Sınırlandırma nedeni batıdaki gibi etik ya da telif kaygısı değil; üretilen içeriklerin devlet otoritesini ve parti çizgisini sarsmasını engellemek. yani tamamen ideolojik bir sansür ve kontrol mekanizması."


