Türkiye’nin önde gelen menajerlerinden biri olan Ayşe Barım, sahibi olduğu ID İletişim ajansı ve sektördeki nüfuzuyla uzun yıllardır sanat dünyasında güçlü bir figür olarak biliniyor. Ancak son dönemde, Barım hakkında ortaya atılan iddialar, kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.
Ayşe Barım, iddialara göre, menajerlik hizmeti sunduğu oyuncular dışında sektörde kimsenin yükselmesine izin vermiyor. Barım’ın, sektörün en önemli yapım şirketleri ve televizyon kanallarıyla olan bağlantıları sayesinde, projelerde kimin yer alacağına karar veren bir otorite haline geldiği iddia ediliyor.
Öne sürülenler arasında:
- Sektör Dışı Baskı: Kendisine bağlı olmayan oyuncuların projelerde yer almasını engellediği ve bu isimlerin kariyerlerini baltaladığı.
- Paket Anlaşmalar: Bir oyuncunun projeye dahil edilmesi için diğer oyuncuların da kadroya alınmasını şart koştuğu.
- Hedef Gösterme: Sistemin dışına çıkan veya muhalefet eden isimlerin sektörden dışlanmasına yol açtığı.
Gezi Parkı Olaylarındaki Rolü
Ayşe Barım’ın adı, 2013’teki Gezi Parkı protestolarında da sıkça anılmıştı. İddialara göre, Barım o dönem sanat dünyasındaki etkisini kullanarak oyuncuları ve şarkıcıları hükümet karşıtı eylemlere destek vermeye yönlendirdi. Gezi Parkı olaylarının medyada “sivil bir hareket” olarak sunulmasında Barım’ın yönlendirmeleriyle sanatçıların oynadığı rolün büyük olduğu öne sürülüyor.
Bu süreçte, hükümete yakın duran sanatçılar ve ajanslar ise dışlanmış, dizilerdeki rolleri iptal edilmiş ya da sektörden koparılmıştı.
"Sanat Dünyası Bir Buzdağına Çarptı"
Bu iddialar üzerine X (eski Twitter) platformunda, Abese İrca isimli bir kullanıcı tarafından paylaşılan çarpıcı bilgiler, sanat camiasının perde arkasındaki güç ilişkilerini detaylı bir şekilde ortaya koyuyor.
Abese İrca, sanat dünyasını bir Titanik gemisine benzeterek, buzdağına çarptığını ve artık bu sistemin gizlenemeyecek kadar görünür hale geldiğini iddia ediyor. Sanatçıların, yapımcıların ve menajerlerin oluşturduğu küçük bir elit topluluğun sektörü tekeline aldığı, bu düzenin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ideolojik hedefler doğrultusunda işlediği öne sürülüyor.
Bu sistemin, sektörde yer almak isteyen bağımsız yapımcıları ve oyuncuları dışladığı ve onlara çalışma alanı bırakmadığı iddia ediliyor. Özellikle, bu tekeli yöneten kişilerin belirli etnik kökenlere ve uluslararası bağlantılara sahip oldukları, sistemin yalnızca yerel değil, küresel bir yapı tarafından da desteklendiği öne sürülüyor.
Sanatçıların Manipüle Edilen İmajları
Sanat dünyasının, halkı yönlendirmek için bir toplumsal mühendislik aracı olarak kullanıldığı belirtiliyor. İddialara göre:
- Sanatçıların özel hayatları bile halkla ilişkiler çalışmaları için kurgulanıyor.
- Örneğin, eşcinsel bir erkek sanatçının, kadın bir oyuncuyla ilişki yaşadığı izlenimi yaratılarak hayran kitlesi manipüle ediliyor. Bunun karşılığında sanatçının gerçek sevgilisinden yüklü miktarda para alındığı ve bu paranın bir imaj çalışması için kullanıldığı iddia ediliyor.
- Bu süreçte sanatçılar, birer “ürün” gibi ele alınıyor ve halkın algısı, bu ürünlerin pazarlanması yoluyla şekillendiriliyor.
Sektördeki tekelleşme ve "Haraç" düzeni
Sanat dünyasında hâkim olan sistem, yalnızca imaj manipülasyonuyla değil, ekonomik çıkarlarla da tanımlanıyor. Abese İrca’ya göre, bağımsız bir yapımcı, bu sistemin içinde yer almadan veya “haraç” ödemeden sektörde yer bulamıyor. Örneğin:
- Menajerlik ve Yapımcı Baskısı: TV kanallarında projelerin onaylanması için belirli yapım şirketleriyle çalışılması şart koşuluyor. Menajerlik ajansları, kendilerine bağlı olmayan oyuncuları projelere dahil etmiyor.
- Reklam Pastasının Paylaşımı: Sektör, milyarlarca dolarlık reklam gelirini, belirli ajanslar ve yapım şirketleri arasında paylaşıyor. Sistemin dışında kalanlar, bu pastadan pay alamıyor.
Bu ekonomik tekelleşme, yalnızca maddi kaynakların değil, aynı zamanda sektördeki karar mekanizmalarının da belirli bir grup tarafından kontrol edildiğini gösteriyor.
İdeolojik yönlendirme ve toplum mühendisliği
Abese İrca, sanat dünyasındaki bu tekelin yalnızca ekonomik olmadığını, aynı zamanda ideolojik bir araç olarak kullanıldığını belirtiyor. Öne çıkan iddialar:
- Sanatçılar, belirli toplumsal olaylarda mobilize edilerek hükümet karşıtı eylemlerde kullanılıyor. Örneğin, Gezi Parkı olaylarında sanatçıların sahada yer alması, bu sistemin bir parçası olarak gösteriliyor.
- Seçim dönemlerinde, muhalefet adaylarının lehine mesajlar vermeleri sağlanıyor. Bu süreçte, hükümete yakın duran sanatçılar ise sistemden dışlanıyor ve kariyerleri engelleniyor.
- Reklam ve PR çalışmaları, halkın algısını şekillendirmek için bir araç olarak kullanılıyor. Özellikle, toplumsal krizler ve seçim dönemlerinde bu sistemin daha aktif hale geldiği iddia ediliyor.
Sponsorluk ve imaj üzerinden kazanç
Sanatçıların sponsorluk anlaşmaları, sistemin bir başka gelir kaynağı olarak tanımlanıyor. Abese İrca’nın iddialarına göre:
- Lüks otomobiller, giyim markaları ve kozmetik ürünleri, sanatçılara sponsor olarak veriliyor. Bu sponsorluklar, televizyon reklamlarından daha etkili bir yöntem olarak kullanılıyor.
- Sanatçıların sosyal medya hesapları, markaların tanıtımı için birer platform haline getiriliyor. Bu süreçte elde edilen gelir, sistemin paydaşları arasında bölüşülüyor.
Sanat dünyasındaki isyan: “Köleler dinamit attı”
Abese İrca, sistemin içinde yer alan ancak dışlanan birçok ismin, artık bu düzeni ifşa etmeye başladığını belirtiyor. Özellikle, sanatçılar üzerinde uygulanan baskıların, sektörde büyük bir rahatsızlık yarattığı ve bu düzenin sürdürülemez hale geldiği vurgulanıyor.
- Sistemin Patlama Noktası: İddialara göre, sanatçılar, menajerlik ve yapımcı baskısından kurtulmak için isyan etmeye başlamış durumda. Ancak sistemin içindekiler, bu durumu kontrol altında tutmak için yeni manipülasyon yöntemleri geliştirmeye çalışıyor.