Küresel siyasette zaman zaman güç dengelerini ayakta tutan söylemler çökerken gerçekler daha görünür hale geliyor. Son olarak Davos’ta Kanada Başbakanı Mark Carney’nin “kurallara dayalı uluslararası düzenin” eşit işlemediğini kabul etmesi, uzun süredir eleştirilen sistemin merkezinden gelen nadir bir itiraf olarak dikkat çekti.
Carney, güçlü ülkelerin kuralları kendilerine göre esnettiğini, güçlerin karşılıklı fayda yerine giderek bir baskı aracına dönüştüğünü açıkça dile getirdi. Bu sözler, yıllardır Batı merkezli küresel düzenin tarafsızlığına dair yapılan eleştirileri bir kez daha gündeme taşıdı.
Kongo asıllı Norveçli yazar ve Transcend Global Network Afrika eş koordinatörü Rais Neza Boneza’ya göre bu düzen hiçbir zaman adalet üzerine kurulmadı. Aksine sistem, başkaları tarafından yazılan ve çoğunlukla zayıf ve mazlumlara karşı uygulanan kurallar aracılığıyla itaat üretmeyi hedefledi.
Boneza, “Bu düzen doğru olduğu için değil, herkes doğruymuş gibi davrandığı için ayakta kaldı. Gücü buradan geliyordu. Zayıflığı da buradan,” değerlendirmesinde bulundu.
Boneza, Fransa’nın sömürgeciliği geride bıraktığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını vurguladı. Kolonilerin artık “toprak”, işgalin “yönetim”, tahakkümün ise “denizaşırı kolektiviteler” olarak adlandırıldığını belirten yazar, kavramların değiştiğini ancak sömürü düzeninin aynı kaldığını ifade etti.
Afrika’da 14 ülkenin hâlâ değeri Paris’te belirlenen bir para birimini kullandığını, rezervlerinin kısmen yurtdışında tutulduğunu ve halkların bu sistem üzerinde söz hakkı bulunmadığını hatırlattı. “Siyasi bağımsızlık verildi, ama iktisadi egemenlik asla tanınmadı,” ifadesini kullandı.
Boneza’ya göre Hollanda başta olmak üzere Avrupa ülkeleri de sömürgecilik mirasını farklı biçimlerde sürdürüyor. Karayipler’de hâlâ bağlı adalar, Endonezya’daki ekonomik sömürü düzeninin devamı ve çok uluslu şirketler aracılığıyla akan servet, koloniyal yapının modernleşmiş hâli olarak tanımlanıyor.
“Sömürgecilik ortadan kalkmadı, profesyonelleşti. Şiddet sözleşmelere, tahakküm muhasebeye devredildi,” değerlendirmesi yapıldı.
Afrika’nın Sahel bölgesinde artan şiddet ortamında Batılı sömürge güçlerinin “güvenlik sağlayıcı” rolüyle sahneye çıktığını belirten Boneza, silah akışları ve dış müdahalelere dair soruların giderek arttığını ifade etti.
Boneza, Batılı medya kuruluşlarının Afrika’daki bilgi alanının büyük bölümünü hâlâ kontrol ettiğini belirtti. Silahlı grupların çıkarlar doğrultusunda “isyancı” ya da “terörist” olarak tanımlandığını, egemenlik talep eden yönetimlerin ise “cunta” etiketiyle damgalandığını aktardı.
Yabancı medya kuruluşlarını sınırlandıran Afrika ülkelerinin Batı’da hemen hedef haline getirildiği, Afrikalı gazetecilerin susturulmasının ise çoğu zaman görmezden gelindiği kaydedildi.
Mali, Nijer, Burkina Faso, Senegal ve Çad’da Fransız askerlerinin ülkeden ayrılmasının istenmesi, Afrika genelinde sömürge karşıtı hafızanın yeniden canlandığını gösteriyor. Boneza, bu tepkilerin geçici bir öfke değil, tarihsel travmaların sonucu olduğunu vurguladı. Zorla çalıştırma uygulamaları, Cezayir’deki nükleer denemelerin yol açtığı çevresel felaketler ve Senegal Tirailleur askerlerinin uğradığı katliamlar bu hafızanın temelini oluşturuyor.
Boneza’ya göre Batı’nın bugün kabul etmek zorunda kaldığı gerçek, yıllardır görmezden gelinen bir yapının çöküşünü yansıtıyor.
Boneza kimdir?
Rais Neza Boneza, Kongo asıllı Norveçli bir yazar, araştırmacı ve insan hakları aktivistidir. Barış, kalkınma ve çevre alanlarında faaliyet gösteren uluslararası ağ Transcend Global Network’ün Afrika eş koordinatörlüğünü yürütmektedir. Çalışmalarında sömürgeciliğin güncel biçimlerini, küresel güç ilişkilerini ve Batı merkezli uluslararası düzenin adaletsizliklerini ele alan Boneza, özellikle Afrika coğrafyasındaki tarihsel hafızanın bastırılmasına karşı güçlü bir entelektüel mücadele yürütmektedir.


