Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Özay Şendir bugünkü "Türk Donanması ve garip tartışmalar" başlıklı yazısında, bir zamanlar ABD'nin hurdaya çıkardığı gemilere muhtaç olan Türk donanmasının artık savaş gemileri ihraç edecek hale gelmişken muhalefetin savaş gemilerinin satışını tartışmaya açmasının garip olduğunu yazdı:
"Dünya üzerinde çeşitli kaynaklar, en güçlü hava kuvvetleri, en çok tankı ya da uçağı olan ülkeler gibi listeler yayınlarlar.
Tarih boyunca ordusuyla övünen bir millet olduğumuz için hemen Türkiye’nin listedeki sıralamasına bakarız.
Bu listeler genellikle aldatıcıdır, envanterde olan silahların aritmetik sıralamasından oluşur.
Kara ve hava kuvvetleri, tank sayısı ve muharip uçak sayısı bakımından görece kıyaslanabilir ama deniz kuvvetleri söz konusu olduğunda, gemi sayılarına bakıldığında, listeler daha da kafa karıştırıcı hale gelir.
Deniz kuvvetleri söz konusu olduğunda vurucu güç, firkateyn, korvet ve denizaltı olarak sıralanır ama her ülke ihtiyacına göre bir donanma kurar.
Teorik olmasın, örneklerle açayım; gemi sayısına bakılarak yapılan listelerde İsveç donanması dünya üzerinde hep ilk 10’da yer alır ama envanterinde firkateyn yok. 7 korvetine karşılık, 298 karakol gemisi var. Donanmadaki toplam asker sayısı 2 bin 500 civarında. Gemi sayılarına bakarak liste yapmanın yanlışlığını gösteren başka unsurlar da var. Mesela donanmaların yaş ortalamaları, mesela gaz türbin makine ile dizel makine kullanılan firkateynler arasındaki sürat farkı.
Bir savaş durumunda bunların hepsi belirleyici unsur olarak kabul edilir.
★★★
Şu anda Türkiye aynı anda 38 deniz platformu inşa etmesiyle övünüyor ki, bu haklı bir gurur.
Hava olsun, alem tersane yeteneği görsün diye yapılan bir iş değil bu, bizim firkateynlerimizin yaş ortalaması 36, Yunanistan’ın firkateynlerinin yaş ortalaması 38.
Bir yandan vurucu gücümüzü yenilerken diğer yandan TCG Anadolu’nun hava savunmasını sağlayacak olan TF-2000 ve yerli uçak gemisi, yerli denizaltı üretimi yapıyoruz.
Tüm bunların bir bütçesi ve maliyeti olduğu gibi bir de bizim şu an görmediğimiz maliyetler var.
Mesela daha çok bakım-onarım işlerinin yapıldığı İzmir Tersanesi ile yeni kurulan Aksaz ve Mersin tersaneleri gemi inşa edecek hale getiriliyor. Tersaneler önemli, çoğumuz bilmiyoruz ama 1999 depreminden sonra Gölcük Tersanesi’nde yaklaşık 25 yıldır hiç gemi yapılmamıştı. Denizaltı üretiminden sonra şimdi 2 adet Açık Deniz Karakol Gemisi yapıyorlar.
Savaş gemileri sadece çelik kesilip, kaynak yapılarak üretilmiyor, üzerlerindeki ateş sistemleri, radar sistemleri, bir harekât sırasında filonun birbiriyle olan iletişimi sürekli gelişiyor, bu da aralıksız bir Ar-Ge bütçesi istiyor.
Bu noktada özel sektörün devreye girmesi de, üretilen gemilerden bazılarının dost ve müttefik ülkelere ihraç edilmesi de hep bir plan dahilinde yapılan işler. Gemi ihraç ederek sağlanan finansmanla yeni gemilerimizi yapmak ya da yeni tersaneler kurmak bir faydaysa diğer fayda savunma sanayii ihracatının getirdiği siyasi güç.
Fransa’nın, Yunanistan’a firkateyn ihracatı yaparak elde ettiği siyasi güç bir örnekse, Pakistan donanmasının, Hindistan donanması karşısında güçlü hale gelmesine katkı sağlamak başka bir örnek.
★★★
Askerlerin kafası bizim gibi çalışmıyor, onlar envanterdeki her silahın ekonomik ömrünü ve ihtiyaç durumunu biliyorlar.
Bunu Hürjet ihracatı karşılığı İspanya’dan kargo uçağı alacağımız söylentileri çıktığında fark etmiştim.
Kaynaklarıma, “İddialar doğru mu?” diye sorduğumda, yeni kargo uçağına ihtiyacımız olmadığını, envanterdeki uçakların sayısı ve kalan ekonomik ömürleri üzerinden açıklamışlardı.
Aynı durum Deniz Kuvvetleri için de geçerli.
Şu an 7 tane İstif Sınıfı Firkateyn, 10 Adet Açık Deniz Karakol Gemisi, 1 Adet Milli Hücumbot, 1 Adet Milli Mayın Avlama gemisi ve muhtelif tipte İnsansız Deniz Aracı inşa ediliyor.
Takvime bağlı olan sadece tersanelerdeki çalışmalar değil, envantere girecek gemilerin test süreleri de belli, envantere girdiğinde nelerin emekliye ayrılacağı da...
★★★
Bu kısmı biraz gururlanarak yazacağım, sanırım okurken sizde de aynı duygu oluşacak:
1992’de ABD savaş gemisinden atılan füzelerle vurulan TCG Muavenet, 1944’te denize indirilmiş, 1958’de ABD Donanması’ndaki hizmeti sona ermiş, 1971’de envanterden çıkarılıp, Türkiye’ye verilmişti.
Eskiden, siyasi tavizler de vererek, ABD’nin hizmet dışı bıraktığı, 30 yaşından büyük savaş gemileri alan Türkiye vardı.
Çocukluğumda, 1980’li yıllarda Sirkeci İskelesi’nden hayranlıkla seyrettiğim Ankara Feribotu, Polonya’da yapılmıştı.
Bugün tersanelerimiz savaş gemisi ihracatı dahi yapabiliyorlar.
Geldiğimiz yer açısından bunu aklımızda tutmamız lazım...
Tüm bu başlıklardan daha önemli olana gelelim: Türkiye, finansal ihtiyaçlar için ulusal güvenliğini ve doktrinlerini tehlikeye atacak şekilde gemi ihraç etme kararı alacak bir ülke mi? Tarih bunun aksini söylüyor.
Evet 2 firkateyn ihraç edildi ama kızakta zaten 7 firkateyn var.
Asıl tartışmamız gereken şey firkateynlerin ihracatı değil, SİHA ve SİDA’ların giderek belirleyici olduğu bir dünyada firkateynler yerine denizaltı üretimine ağırlık vermek mi olmalı.
Ya da Ege gibi Adalar Denizi’nde büyüklükleri sorun teşkil edecek firkateynler yerine, Burak sınıfı, malzemesinden dolayı yeri daha zor tespit edilen, elektronik imkanları arttırılmış korvetlerin üzerinde mi durmak lazım?
SİHA’ların sadece karada değil denizde de binlerce yıllık savaş konseptlerini değiştirdiğini çok konuşmuştuk. SİHA’lara SİDA’ları ekleyince denizlerde işler daha da değişecek gibi.
ABD’nin açıkladığı Golden Fleet programı ve Trump Sınıfı zırhlı savaş gemileri aynı anda insansız platformları yönetecek şekilde planlandı. Çin ve Hollanda’nın ticari gemileri konteyner savaş gemileri haline getirme planları üzerinde durulması gereken konu başlıkları. Bir konteynere sığdırılmış modüler silah sistemleri ise ticari bir geminin hava savunma ve gemi savar füzelerinden elektronik harp ve drone fırlatma platformlarına kadar bir dizi hızlı ve ucuz kabiliyete erişmesi planı görmezden gelinecek bir plan değil.
★★★
Dünyanın girdiği bu belirsizlik çağında, daha güçlü bir Türk Silahlı Kuvvetleri, hepimizin ihtiyacı.
F-35’ler pilotlarla uçan son muharip uçak olmayacak ama bundan sonra her pilotun, kendi uçağıyla beraber, İHA ve SİHA’lardan oluşan bir filoyu yönetmesi hedef… Tüm projeler ona göre çiziliyor.
Türkiye, SİHA değişimini doğru zamanda yakaladı ve dünyanın lider ülkelerinden birisi haline geldi.
L Sınıfı bir gemi olan TCG Anadolu’nun benzerleri başka ülkelerde vardı; şimdi dünyanın ilk ve tek SİHA gemisi Türkiye’de.
Sonuç olarak dünyada değişen konseptleri dikkatle takip etmemiz ve buna göre bir strateji belirlememiz lazım.
Bu işin siyaseti, bu işin iktidarı-muhalefeti olmaz, konuştuğumuz şey Türkiye’nin geleceği..."


