Star gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Körfez turunu takip eden gazeteciler arasındaydı. Albayrak bugünkü yazısında Körfez turu sırasında yaşananları yazarken İran'ın Müslüman ülkelere yönelik saldırılarının Haçlı Siyonist ittifakına yaradığını vurguluyor:
"Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve heyetinin, Körfez ülkelerine gerçekleştirdiği ziyareti bendeniz de izledim.
İran İslâm Cumhuriyeti'nin, Ramazan ve bayram dinlemeden füze yağdırdığı Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirliklerini ihtiva eden bu yolculuk, geniş "yay"lar çizen "özel hava koridorları" kullanılarak gerçekleştirildi.
Ancak bu tedbirler, çarşamba akşamı indiğimiz Riyad'da balistik füze ve "iha"larla karşılanmamızı engelleyemedi! İftarla birlikte telefonlarımıza gelmeye başlayan "sinir bozucu uyarılar" gece boyunca devam etti.
Bakan Fidan, toplantıya katılan bir başbakanın, "Bunu her gün elli defa yaşıyorum. Söyleyecek söz bulamadığım için çocuklarımın yanına gidemiyorum" dediğini aktardı!
Savunma Bakanlığı, sadece o akşam 4 balistik füze ve 2 iha'nın imha edildiğini açıkladı.
Görevliler, Bakan Fidan ile yapacağımız görüşmeyi "sığınak"a almak için çok uğraştı. Otel önünde yayın yapan arkadaşlarımızın üzerinden geçen "iha"nın canlı yayına yansıması, Suudi polisini alarma geçirdi. Yayını kestiler, ciddi sıkıntı verdiler. Çünkü bu görüntünün yayılmasını hiç istemiyorlar.
Teyakkuz hali, ikinci durağımız olan Katar'da da devam etti. Hatta "ortak basın toplantısı"nı beklerken salondaki herkesin telefonunda alarmlar çalmaya başladı.
Balistik füze ve dronların imha edilmesi tabii ki çok önemli. Ancak bu durumda, endişe edecek bir şey kalmadığı düşünülmemeli. Çünkü savunma füzeleri, toplum psikolojisindeki tahribatı engelleyemiyor!
Nitekim bu travmanın etkisi, her yerde hakimiyet kurmuş. Önceden bildiğim coşkulu Ramazan akşamları, eskiden yer bulmakta zorlandığınız lüks oteller şimdi hüzünlü bir sessizliğe bürünmüş!
Katar'a 205 füze ve o sayıya yakın dron gönderilmiş. BAE'ye ise çok daha fazlası... Anlayacağınız, Körfez'deki "şaşaa"dan eser kalmamış.
BU SALDIRILARI ANLAMAKTA ZORLANIYORLAR
Bakan Fidan, Riyad'daki görüşmeler esnasında kendisini arayan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'ye, "Şu anda tepemizden geçen füzeler, bize 'Hoş geldiniz partisi' veriyor" demiş.
Körfez yöneticileri, "İran'a saldırı başladığında, 'Ülkemizdeki ABD üsleri kullanılmayacak' garantisi verdiğimiz halde İran neden acilen saldırdı" sorusuna cevap arıyor!
Israrla, "Bu bizim savaşımız değil" dedikleri halde İran'ın saldırması; üstelik de sivil ve ekonomik hedefleri vurması, kafaları daha da karıştırmış. Mesela doğalgaz tesislerine yapılan saldırıya büyük tepki gösteren Katar yönetimi, "İran, Müslümanların ekmek teknesinden ne istedi" diye soruyor!
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın, "İslâm ülkeleriyle aramızdaki anlaşmazlıklardan sadece Siyonist rejim kârlı çıkıyor" açıklaması ve "Bu ne perhiz..." dedirten, "Orta Doğu'daki İslâm ülkelerinden oluşan bir güvenlik yapısı kuralım" teklifi, Körfez'den bakınca tam bir "Acem palavrası" olarak görünüyor.
"İRAN DEVAM EDERSE KARŞILIKSIZ KALMAYACAK"
İran saldırısına muhatap olan bu ülkelerde, halkın yaşadığı korku ve tedirginlik, yöneticileri zor durumda bırakmış. Okullar tatil edilmiş, hayatın akışı tamamen değişmiş. Haftalardır yağan füzelere karşılık verilmemesi, sorgulanmaya başlamış.
Türkiye'ye yönelik üç füzenin doğurduğu tepki malum! Ya devam etseydi?
Monarşi de olsa, ahalinin kanaati önemlidir. Hatta "güç"e dayanan bu rejimlerde "kral"ın aciz görünmesi, "yönetim zaafı" demektir.
Bu yüzden, Riyad'da 12 ülkenin katılımıyla gerçekleşen zirve, "son diplomatik uyarı"dır! Körfez liderleri, "İsrail ve ABD'nin İran'a saldırması, İran'ın da bize saldırmasına gerekçe olamaz" görüşünde ısrarlıdır.
Bu toplantıdan; İran ile diyaloğunu sürdüren tek etkili ülke olan Türkiye'ye, "Saldırıların devam etmesi durumunda artık sessiz kalmayacağımızı iletin" mutabakatı çıktığı anlaşılmaktadır.
Nitekim Bakan Fidan'ın "İran ile oturup konuşmak şart" ifadesi de, bu beklentiyi doğrulamaktadır.
Peki İran'ın aynen devam etmesi durumda, bölgenin daha büyük bir kaosa girmesi kime yarar?
Sadece İsrail'e!
ŞİÎLİK, "İSRAİL'E HİZMET" Mİ EMREDİYOR?
Sayın Fidan'ın bilardo (karambol) oyunu benzetmesi, mevcut durumu çok güzel izah etmektedir. Gerçekten İsrail ve ABD, İran'ı vuruyor; İran ise önde gelen "İslâm" ülkelerine saldırıyor. Neticede İsrail, bütün İslâm ülkelerini bir hamleyle bertaraf etmiş oluyor!
Peki İran, bu akıbeti neden anlamıyor?
Elbette anlıyor!
Tam aksine Körfez ülkeleri, İran'ın bu saldırıları, İsrail saldırmadan önce plânladığına inanıyor.
Bu "ortak kanaat"e ilaveten; Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Al Sani'nin, "Hiçbir dahlimiz olmamasına rağmen İran, neden İsrail'den hemen iki saat sonra bize saldırdı sorusu, çok büyük bir sorudur" ifadesi, "İran ne yapmaya çalışıyor" sorusunu daha da güçlendiriyor!
Bir "hıyanet" daha var...
"İran'ın zayıflaması Türkiye'ye yarayacak" düşüncesiyle, "Kendi elimizle düşmanımızı güçlendiriyoruz" telaşına kapılan İsrail, bu hengâmeye Türkiye'yi de sokmanın yollarını arıyor.
Peki, tam da bu ortamda İran'dan Türkiye'ye defalarca füze fırlatılması ne anlama geliyor?
İran'ın, "Biz göndermedik" takıyesi doğru kabul edilse bile, tekrarı durumunda; aciz İran devletinin bertaraf edemediği tehdidi, Türkiye'nin "kaynağında" yok etmesi gerekiyor!
Bu ise, "İsrail'in bir taşla iki kuş vurması" anlamına geliyor!
O halde... İran, kime çalışıyor?
"Çaresiz kalan İran, 'Ben batacaksam herkes batsın' taktiğiyle çıkış arıyor" denirse; İran, İsrail'e cevap vermeden önce İslâm ülkelerine saldırdı!
Yani "Bütün Müslümanlar batsın" stratejisi uyguluyor!
Peki... Haçlı Siyonist ittifak; "Büyük İsrail" aşkına, İsrail'in etrafındaki Müslümanları yok etmeye çalışırken, "bütün Müslümanları batırma" çabası, nasıl bir "Müslümanlık" oluyor?"


