Sabah gazetesi yazarı Nebi Miş bugünkü yazısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Kazakistan'a yaptığı ziyaretin amacını yazdı:
"Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Kazakistan'a gerçekleştirdiği ziyaret için Kazakistan'dayız. Gezinin ilk kısmı Astana'da resmi devlet ziyareti kapsamında gerçekleşiyor. İkinci kısmı ise Türkistan'da düzenlenecek Türk Devletleri Teşkilatı Gayri Resmi Liderler Zirvesi olacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev tarafından görkemli bir törenle karşılandı. Ziyaretin ikinci gününde, ikili ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştirildi. Her iki lider, Türkiye Kazakistan İş Forumu'na katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ilk kez ihdas edilen Hoca Ahmet Yesevi Nişanı'ın takdim edilmesi, iki ülke arasındaki ilişkilerin ulaştığı pozitif ivmeyi göstermesi bakımından önemliydi.
Kazakistan'daki resmi temasları kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a eşlik eden Emine Erdoğan Hanımefendi de Kazakistan'ın önde gelen tarım üniversitelerinden biri olan Seyfullin Devlet Tarım Teknik Üniversitesi'ni ziyaret etti. Burada TİKA'nın desteği ile hayata geçirilen Uluslararası Sıfır Atık Eğitim Laboratuvarı'nın açılışını gerçekleştirdi.
***
Bu ziyarette, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Altıncı Toplantısı gerçekleştirildi. Bu da ilişkilerin giderek kurumsal ve stratejik hale geldiğine işaret eder. İki ülke arasında 15 farklı başlıkta yeni anlaşmalar yapıldı. Kazakistan'ın en büyük yatırımcılar biri Türkiye. Ticaret ortaklığında beşinci sırada. Dört bin Türk şirketi, altı milyar tutarında halihazırda yatırım yapmış durumda.
Türkiye'nin, Türk devletleri ile ilişkileri son yıllarda kültürel yakınlık ve kardeşlik söyleminin ötesine geçti. Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden kurumsal kapasitenin artırılması, enerji ağlarının entegrasyonu, savunma sanayi işbirlikleri, teknoloji yatırımları ve ulaştırma koridorları üzerinden yeni bir jeopolitik alan oluşturulmaya çalışılıyor. Bu zaviyeden bakıldığında ziyaretin en kritik mesajlarından biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "İnşallah önümüzdeki dönemi Türk Dünyası yüzyılı yapacağız" sözleriydi.
***
Bu ziyaret kapsamında ilişkileri elan alan Kazakistan merkezli analizlerde, tam da bu hususlar öne çıkarılarak, Türkiye kardeş ülke olmanın yanında, ulaştırma koridorları, enerji güvenliği, savunma sanayi, teknoloji ve bölgesel ve küresel denge üretme kapasitesiyle Avrasya'nın yükselen stratejik aktörlerinden biri olarak tanımlanıyor. Her iki liderin konuşmasının ana merkezinde aslında bu yaklaşımın tezahürlerini görmek mümkündü.
Tokayev, Türkiye'yi yalnızca bölgesel bir ortak olarak değil, "küresel ölçekte etkili bir güç merkezi" olarak gördüklerini söyledi. Bugün Türkiye, Avrupa'nın bir parçası olarak ilişkilerini sürdürürken, stratejik otonomisini koruyarak NATO'da ağırlığını artıran bir ülke. Aynı zamanda da Rusya ve Çin ile de ikili ilişkilerini devam ettiriyor.
Dolayısıyla Türkiye'nin bu dış politika tercihi, Kazakistan'ın son yıllarda geliştirdiği çok yönlü dış politikası ve "denge siyaseti" ile önemli bir uyum gösteriyor. Astana yönetimi, Rusya ile ilişkilerini sürdürürken Çin'le ekonomik bağlarını koruyor, Batı ile stratejik temaslarını genişletiyor ve aynı zamanda Türkiye ile daha derin bir ortaklık inşa ediyor.
***
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da konuşmasında öne çıkardığı "Dünyanın önde gelen ham petrol ihracatçılarından olan Kazakistan'dan daha fazla miktarda petrolü ülkemiz üzerinden dünya pazarlarına ulaştırmayı arzu ediyoruz. İpek Yolu'nun günümüzdeki karşılığı olan Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridoru'nun ehemmiyeti de her geçen gün daha iyi anlaşılıyor" vurgusunu sıradan bir açıklama olarak görmemek gerekir.
Gerçekten de Orta Koridor, bugün sıradan lojistik bir hat olarak görülmez. Çin'den Avrupa'ya uzanan yeni ekonomik ağların merkezinde yer alan stratejik bir güzergâha dönüşme potansiyeli yüksek. Niçin böyle olduğu da uzun uzun izah etmeye gerek yok.
Dünya büyük bir jeopolitik kırılma döneminden geçiyor. ABD-Çin rekabeti küresel düzende sert bloklaşma ve yeni konumlanmaları zorunlu kılıyor. Rusya-Ukrayna ve ABD/İsrail-İran savaşı, hem Asya da hem de Ortadoğu'da bütün ulaşım, enerji ve güvenlik mimarisini yeniden şekillendiriyor. Dolayısıyla Orta Koridor'un önemi her geçen gün daha da öne çıkıyor.
Büyük güç rekabetinde Orta Asya önümüzdeki dönemde daha fazla öne çıkacak. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "dilde, fikirde, işte birlik" vurgusu bu bağlamda önem kazanıyor.
Kültürel ve kardeşlik dayanışmansın ötesine taşınan ilişkiler daha da güçlendirilmelidir. Türk dünyası, bu yeni küresel konumlanmada jeopolitik, ekonomik ve stratejik bir birliktelikle hareket etmeli ve rolünü ve yönünü buna göre tayin etmelidir. Özellikle enerji güvenliği ve tedarik zincirlerinin kırılganlaştığı bir dönemde Türk dünyası kendi potansiyelini ve ortaya çıkan fırsatları iyi değerlendirmelidir.
Erdoğan'ın bu gezi boyunca açıklamalarının merkezinde tam da bu yön ve rol tarifi vardı."


