Gizlenmiş bölmelerdeki kasalardan dolarlar, eurolar fışkırıyor. Ele geçirilen yüzlerce kilo külçe altınlardan adeta tepeler oluşmuş durumda. Nedir bunlar?
Çocuklara Kur'an eğitimi verdiğini düşündüğümüz bir cemaatin tepe yöneticilerinin elindeki bu servet nedir? Kime ait bu devasa hazine?
Şirketler, milyonlarca dolara alınan adalar, ülke sınırlarını aşan yatırımlar ne için?
11 Eylül'den beri Avrupa'daki camiler ve Kur'an kursları baskı altına alınmışken, Köln'ün orta yerinde "Alman Devleti'nin desteğiyle" 70 milyon dolar değerinde bir cami ve kültür merkezi nasıl inşa edilebilir?
Alman Hükümeti, Diyanet'e bağlı camilere bile türlü sıkıntılar çıkartırken, Alihan Kuriş kimdir ki, bu denli destek görebilir?
100 milyar lirayı aşkın bir paranın yurtdışına çıkarıldığı MASAK raporlarıyla tespit edilmiş. Ülkenin servetini kimler, hangi amaçla, nereye götürdü?
Neden Kur'an öğrenmek ve öğretmek için bir araya geldiklerini iddia eden bir yapının mensupları kendi aralarında tıpkı FETÖ gibi Glopper adında şifreli bir mesaj sistemiyle iletişim kurar?
Bu ve benzeri soruların cevabını adı anılan örgüte yapılan operasyonlarla öğreneceğiz. Tüm bu iddialar doğruysa "ülkemizi tehdit eden bir güvenlik sorunu"yla karşı karşıyayız demektir.
Fakat tüm bu sorulardan çok daha önemlisi hepimizin kendimize sormamız gereken şu soru olmalı: Ahlaklı, erdem sahibi, vatansever, örnek bir Müslüman olmak için çıkılan yol nasıl olur da gizli, karanlık bir şebekeye çıkar?
Nasıl olur da insanlar akıllarını, açık dini hükümleri bir kenara bırakıp, kendisinde ilahi kudret olduğu vehmine kapılan bir kişiye körü körüne itaat eder? Alihan Kuriş ve etrafında örülen dini motifli bu efsunlu anlayış Fetullah Gülen etrafındaki mistik ögelerle çok benzeşiyor: Sorgulanamaz liderlik, mensuplarının iradelerini teslim etmesi ve tartışmasız itaat.
Asıl problemimiz de bu. Aklını, vicdanını kiraya verip, düşünmeyen, sorgulamayan ve giderek sahih bir İslam inancından uzaklaşan bu anlayış en büyük tehlike değil mi? Çünkü bu düşünceyle mücadele etmezsek her gün yeni FETÖ'ler yeni Kurişler karşımıza çıkmaya devam edecek.
Oysa bu örgütün kendini nispet ettiği Süleyman Hilmi Tunahan'ın hayatı apaçık bir şekilde önümüzde duruyor. İlmiye sınıfına mensup bir ailenin ferdi olarak kendisi de önemli bir müderris olan Süleyman Efendi'nin ömrünün büyük kısmı tek parti döneminin din karşıtı politikalarıyla mücadele etmekle geçmişti.
Kur'an eğitiminin yasaklandığı dönemlerde gözaltı ve işkencelere uğramasına rağmen çocuklara Kur'an öğretmeyi ömrünün sonuna kadar sürdürmüş âlim bir şahsiyetti. Bu yüzden ilmi derinliğine rağmen yayınlanmış tek eseri bir Kur'an elifbasıydı.
İslam'ın temel esaslarını anlatmaya çalışan, zühd ve takva sahibi bir insandı. Sohbetlerinde İmam Rabbani'nin Mektubat'ını okutur, ehli sünnet çizgisinden taviz vermezdi. Ne parayla işi vardı ne de şöhretle.
Süleyman Efendi'nin amacı kendisine bağlı, lider merkezli bir yapı oluşturmak değil; Kur'an ve ilim hizmetini sürdürmekti. Doğal olarak ardında "Süleymancılık" diye bilinen bir yapı bırakmadı.
O karanlık yıllarda nesiller Kur'an'la bağını koparmadı, hafızlık kurumu bu ülkeden bütünüyle silinmediyse bu durum, Süleyman Efendi'nin de içinde bulunduğu kıymetli ve çilekeş âlimlerin sayesinde olmuştur.
O'nun düşünsel mirasıyla, kendisine altından tepeler inşa eden Alihanlar arasında fersah fersah fark var.
Umarım Süleyman Efendi'ye hürmet eden insanlar da bu derin uçurumun yol yakınken farkına varırlar.


