İstanbul'daki sel baskınlarıyla alâkalı haberlerde, "Sel felaketinde toplam can kaybı 6'ya yükseldi" ifadesi kullanılıyor. Oysaki, 6 vefat içinde adı geçen Mahmud Işıldak sel sebebiyle ölmedi. 14 yaşındaki Mahmud Işıldak, İstanbul Fatih İlçesi'ndeki Çukurbostan Parkı'nın girişinde elektrik akımına kapılarak öldü!
14 yaşındaki hafız çocuğumuz durup dururken elektrik akımına kapılmadı. Parkın otopark olarak kullanılan kısmında, yer altından geçirilen bir elektrik kablosunun üzerine basarak vefat etti. "Yer altı" diye yazdığıma bakmayın, "Arnavut kaldırım" olarak bilinen taşlar kaldırılmış ve altına elektrik kablosu yerleştirilmiş. Taşın altındaki toprağı kazıp kabloyu toprağın içine gömme zahmetinde bile bulunmamışlar. Yani anlayacağınız, yağmur yağmasaydı bile bir gün taş yerinden oynadığında biri o kabloya basacaktı. O parkı biliyorum, günde binlerce kişi oradan geçiyor, yüzlerce araba giriş çıkış yapıyor. Büyük bir facia yaşanabilirdi.
Mahmud Işıldak'ın 14 yaşında ve küçük yaşta hafız olması hasebiyle vefatı toplumda derin bir acı oluşturdu. Merhum çocuğumuzdan övgüyle bahsediliyor. Evet, bu çağda kendini Allah yoluna adamış bir çocuktan övgüyle bahsedilmeli lâkin hafız çocuğumuzun ölümüne sebep olanlardan bahsetmeyecek miyiz?
Her yeri güvenlik kameralarıyla çevrili parkta o kabloyu taşın altına kimin koyduğunu tespit etmek zor olmasa gerek! Yetkililer "Kimin ihmali varsa..." diyorlar ama bu ihmal değil cinayet. Çarşamba'da yaşayan insanların nefes aldığı, ailece pikniğe gittikleri Çukurbostan Parkı'nın girişine elektrik kablosunu ayakaltına koymak cinayete teşebbüs değildir de nedir? Bu tür elim hâdiselerin tekrarlamaması için sorumlular en ağır şekilde cezalandırılmalı. İşte o zaman Mahmud Işıldak'tan övgüyle bahsetme hakkımız olur. Hafız Mahmud Işıldak'ın bizim kuru kuru övgümüze, edebiyat parçalamamıza ihtiyacı yok, o zaten hafız olarak en büyük makamı elde etmiş ve ahirete tertemiz gitmiş!..
Bizlerin tezkiye ihtiyacı var. Nereden başlayalım tezkiyeye?..


