Yeni Şafak gazetesi yazarı Nedret Ersanel bugünkü "Öfke..." başlıklı yazısında, İngiltere'de Gazze alakalı yapılan bir toplantı üzerinden ABD-İngiltere-İsrail hattını, şekillenen yeni küresel dengeleri ve CHP'nin Hakan Fidan'ı hedef almasını yazdı:
"Biz İsrail soykırımının hemen durdurulmasının peşinde koşarken, Beyaz Saray’da Jared Kushner ile Tony Blair’in katıldığı, ‘Gazze’nin geleceği’ toplantıları yapılıyor. (‘Tony Blair and Jared Kushner to brief Trump on Gaza post-war plans’, 27/08, Axios.) Başkan Trump’a savaş sonrası planı sunacaklarmış! Anlıyoruz ki, ‘sonrası’ dedikleri, İsrail’in Filistin’i bitirmesi. İnsanların sürülmesi veya öldürülmesi. Yeni toprakların da İsrail’e katılması…
Emin olun, Kushner, Blair, Dermer (İsrail Stratejik İşler Bakanı) vs’nin toplanması gibi işler, iyice uğursuz alametlerdir. Bölgede yeterince pislik yokmuş gibi, Irak’tan, ilk Trump yönetiminden akbabaların üşüşmesini anlamalıyız…
Hatırlayanlar var değil mi; Irak’ı/Saddam’ı yıkmak için uydurulan Amerikan yalanlarına yaltaklanan adamdı Blair. Sonra İngilizler hükümeti düşürdü. Bir ara sokağa çıkamıyordu. 2016’da Blair’in Irak politikasını irdeleyen ‘Chilcot Raporu’ yayınlandı. Ne itibar bıraktı ne politik miras; ‘Savaşa ihtiyaç yoktu’, ‘Blair, ABD’ye aşırı bağlı davrandı’…
Şimdi, Filistin Rivierası projesine vaziyet ediyor. Ne utanç. Kushner’i, babasını, ilk Trump döneminde Ortadoğu’daki rolünü anlatmayayım, herkes biliyor…
İsrail’in Filistin zulmünün devam edeceği ve devamında nasıl bir devlet, bölge hatta Ortadoğu’nun ortaya çıkacağına delildir…
***
Karışıklık şurada; İngiliz hükümeti buna ne diyor? Resmi söylemlerine bakılırsa, bir süredir Londra İsrail’in üzerine gidiyor ve Filistin meselesinin çözülmesini istiyor. Samimiyeti ayrı konu ama Tel Aviv-Londra ilişkileri bu bağlamda iyi değil. O halde Blair kimi temsil ediyor? İngilizler Trump yönetimiyle de bu konuda uyumlu değil. Tıpkı Ukrayna’da olduğu gibi. Bu da bizi küresel ekonominin dinamiklerindeki rekabete götürüyor. Nasıl Avrupa ve İngiltere’de Bidencı ekoller ile ABD’deki Bidencılar arasında siyasi birlik varsa, Trump ve ekolünün de Avrupa ve İngiltere’de şebekeleri var. Yeni küresel düzenin finans-ekonomi ayağındaki çekişmede iz düşümleri var. Özünde sadece İsrail-Filistin değil, Ukrayna dahil tüm çatışmalarda, Çin’e kadar bu cepheler var…
Uzatmayalım, cari tüm savaş ve kırılmaların kökeninde bu “yeni paranın yönü ve niteliği var. Çok kutuplu düzene geçiş streslerinin de temeli bu…
***
Biz acil derdimize bakalım; İsrail soykırımı üzerine son durumu, Türkiye’nin tavrını, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan güncelledi…
Ankara, İsrail’in ne yapmak istediğine bakarken, kesin kanaate varmış ve sadeleştirmiş; “yayılıyor ve işgal peşinde”. Sonra da bunu bölgesel ve küresel bağlama oturtuyor…
İlginç bir vurgu da şu; Türkiye, İsrail’i ilk tanıyan ülkelerden ama artık “tanıdığı sınırlarda” değil. Bu ne demek?
Sayın Fidan’a göre, Arap ülkeleri bir uyanış yaşıyor ve zımnen vurguladığı üzere, İsrail konusunda Arap ülkelerinin uğradığı eleştiriler hakkı tam teslim etmiyor. Birçok Arap ülkesi samimiyetle İsrail’e karşı politikalar yürütüyor. Katılanı olur-olmaz başka mesele. Ancak İsrail’e karşı ideal formuna ulaşmamasının sebebi bu ülkeler değil, Amerika! ABD’nin bu ülkelerle ilişkileri. İşte “uyanışın” bir bölümü de burada yaşanıyor…
Bu yüzden, İsrail sorununda Araplara bakarken, “jeopolitik zemin etüdü” iyi yapılmalı. Yani, bu ülkeler ve Türkiye de dahil, İsrail’e değil, Washington’a baskı yapmalı! “Belirleyici” olan o. Hoş, ABD de İsrail’e baskı yapmak için zaman zaman Arap ülkelerini kullanıyor…
(Hemen anımsayanlar olacaktır. ‘İsrail’i durdurmak için’ alternatif ve güçlü yol olarak önerimizi, “İsrail’in anladığı tek dil güç ise o güç nedir, nasıl kullanılır” yazısında (23/08) anlatmıştık. Çünkü aynı durum Suriye, YPG/SDG meselesi için de geçerliydi. Ve hızlı çözümdü.)
Küresel dinamikler müsait ve bölgesel dinamikler de buna uyumlu olmayı istiyor. Çünkü iç eğilimleri de bu yönde. “Uyanış” denilen bu. Fakat söz konusu İsrail olduğunda “zaman” giyotine dönüşüyor. Her dakika öldürülen masumlara bu uyanışlardan ‘şimdi’ fayda gelmesi zor. Haliyle asimetrik hareket gerekiyor…
***
Bakan Fidan’ın, Suriye’den hareketle, İsrail-PKK/YPG bağı üzerinden kurduğu cümlelere bakalım; “Sınırlarımızın ötesinde yaşayan, kardeş olduğumuz, başta Kürtler, Araplar, Türkmenler olmak üzere bir sıkıntı olduğu zaman bizim yardıma gitmemiz, düzeni, güveni, huzuru sağlayıcı bir güç olmamız tarihi sorumluluğumuzdur” ifadesi, Cumhurbaşkanı’nın, “kalem, kelam, kılıç” üçlemesiyle yaptığı metaforun fikrî uzantısıdır…
Buradan terör örgütü ve İsrail’in çıkaracağı mesaj aslında ikincildir. Muhatap ABD’dir. Amerika’nın Suriye’ye bakışında bir değişiklik olup-olmadığına yönelik merak da giderilmiş değil. Büyükelçi Barack’ın bu minvaldeki, “federasyon altı” sözleri tekrarlanıp duruyor ama tashih gelmedi. Kaldı ki onun da sinirleri gevşiyor. Basın toplantısındaki “hayvanlı” sözleri odur. Tecrübeli kariyer diplomatlar bu hatayı yapmazdı. Hele menşeini Ortadoğu’ya adresleyen bir diplomat…
Bakan Fidan’ın özel olarak Suriye, genel olarak tüm bölge için kolonyalizm ve emperyalizm ile bunlara bel bağlayanlara yönelttiği kritik, muhalefet partisinden hemen reaksiyon gördü. “Laf salatası” ithamı manidardır. “Yönlerini Şam ve Ankara’ya dönmeliler”e, “dışa bağımlılıktır” diyorlar. Yani, inanılmaz ama tercümesi Türkiye’yi emperyalist ve kolonyalist olmakla suçlamaktır! İyi kim kötü kim görmüyorlar…
Azınlık modelleri dışa bağımlıdır. Emperyalistlere bel bağlamak, dışarıya bağlanmak demektir. Doğdukları topraklara basmamak demektir. Birlik, bütünlük yerine dışa alan açarsınız. Dışarıya bağımlı hale geldiğinizde ülkenizi satarsınız! Suriye’deki örgütün de kimi azınlıkların yaptığı da İsrail’in istediği de bu. Buna “laf salatası” dediğinizde, siz nereye basıyor olursunuz?"