Hilal Kaplan: İsrail’deki varoluşsal panik

0
Hilal Kaplan: İsrail’deki varoluşsal panik
"İsrail için gerçek mesele Türkiye'nin ne kadar "saldırgan" olduğu değil, ne kadar meşruiyet ürettiğidir. İran'a karşı savaş açılabilir, nükleer tesis bombalanabilir, vekâlet ağları çözülebilir. Ama size alternatif bir düzen sunan, bölgenin dört büyük halkını ortak bir söylemde toplayan, "Komployu birlikte bozduk" diyen bir aktöre karşı ne yapılır?"

Sabah Gazetesi yazarı Hilal Kaplan bugünkü yazısında, Başkan Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye'nin dünya çapındaki hamlelerinin terör devleti İsrail'i nasıl paniklettiğini yazdı:

"Amichai Chickli, Kudüs'teki JNS Uluslararası Politika Zirvesi'ndeki basına açık toplantıda şöyle bir tespit yapmış: "Erdoğan'ın Türkiye'si artık İran'dan daha tehlikeli. İran'ın Şii İmparatorluğu, Esed'in Suriye'si, Hizbullah dönemi bitti. Yeni eksen Erdoğan'ın Türkiye'si, Suriye ve Katar'ın Müslüman Kardeşler eksenidir. Uyanıp gözlerinizi açın. Erdoğan'ın Türkiye'sinin çok tehlikeli bir vizyonu var ve bu iki ana unsura dayanıyor."

Bahsettiği iki ana unsuru da mavi vatan üzerinden Yunanistan ve Kıbrıs'a yönelik politikamız ile "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Libya'da, Somali'de ve Suriye'de ne yaptıysa aynısını Filistin'de yapmaya kararlı olması" olarak kayda geçirmiş.

Şimdi sizle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İsrail için tehdit arz eden bakış açısının da özeti olduğunu düşündüğüm cümlelerini paylaşmak istiyorum.

15 Haziran'da, ABD-İran mutabakatının hemen ardından Erdoğan şunu söyledi: "Biz Türkler, Araplar, Kürtler ve Farslar olarak ne kadar kanlı ve sinsi bir komployu bozduğumuz ileride daha net görülecektir." Bu cümlenin yapısını dikkatle okumak gerekiyor.
Tarihsel olarak birbirinden kopartılmış, zaman zaman birbirine kırdırılmış dört topluluk, tek bir faili açık özne olarak toplanıyor: "Biz bozduk." Türkiye'nin Erdoğan liderliğinde sistematik biçimde inşa ettiği çerçeve de tam burada netleşiyor: ABD-İran çatışması yalnızca İran'ı hedef almıyordu; Türkler, Araplar, Kürtler ve Farslar arasında kalıcı bir güvensizlik ve kırılma üretmeyi amaçlayan daha derin bir bölgesel parçalama projesiydi. Türkiye bu projeyi engelledi. "Fitne ateşini söndürdük" diyor Ankara ve bu söylem, Chickli'nin gerçek korkusunun tam da kalbine dokunuyor.
Ortadoğu'nun parçalı yapısı, mezhep ve etnik hatlar boyunca bölünmüş dengesi, İsrail'in güvenlik mimarisinin zımni dayanağıdır. Türkiye'nin inşa ettiği bu çok kimlikli ortaklık söylemi -ne kadar gevşek, ne kadar konjonktürel olursa olsun- bu manzarayı köklü biçimde dönüştürür.

NATO Zirvesi'nin Ankara'da yapılacak olmasını "KFC'de düzenlenen vegan konferansı" diye niteleyen Chickli'nin öfkesi de buradan geliyor. Zira NATO'nun ikinci büyük kara ordusuna sahip, ittifakın güneydoğu kanadını on yıllardır tutan bir Türkiye'yi "özgür dünyanın düşmanı" ilan etmek ne bir analiz ne de bir strateji üretir. Yalnızca çaresizliği ele verir.

Chickli'nin iç çelişkisi de tam burada açığa çıkıyor. Türkiye-Suriye-Katar üçlüsünü "çağımızın en tehlikeli emperyalist vizyonu" olarak tanımlarken bir paragraf önce Türkiye'nin "fitne ateşleri yaktığını" söylemek mümkün değildir. "Emperyalist" bir vizyon bölgeyi tutuşturur; "fitne ateşini söndüren" bir vizyon ise bölgeyi sakinleştirir. İkisi aynı aktörün tanımı olamaz. Chickli'nin argümanı kendi içinde çöküyor; çünkü Türkiye'yi tehdit ilan etmek için kullandığı her çerçeve, Türkiye'nin meşruiyet zeminini pekiştiriyor.

İsrail için gerçek mesele Türkiye'nin ne kadar "saldırgan" olduğu değil, ne kadar meşruiyet ürettiğidir. İran'a karşı savaş açılabilir, nükleer tesis bombalanabilir, vekâlet ağları çözülebilir. Ama size alternatif bir düzen sunan, bölgenin dört büyük halkını ortak bir söylemde toplayan, "Komployu birlikte bozduk" diyen bir aktöre karşı ne yapılır?

Chickli'nin "uyanın" çığlığı, bu sorunun henüz cevabı olmadığının itirafıdır."

  • Next Social

Yorum Yazın