MHP ldieri Devlet Bahçeli şunları söyledi:
"1948'den bu yana Filistin halkının hür ve bağımsız yaşama özlemi ötelenmiş, 1967'den bu yana işgal derinleşmiş, Kudüs'ün statüsü üzerinde pek çok tefrika denenmiş, yerleşim politikalarıyla Filistin toprağı adım adım daraltılmıştır. Gazze ise yıllardır abluka, açlık, yıkım ve ölümle sınanmıştır. 7 Ekim sonrası İsrail yönetiminin izlediği yol, savaş hukukunun meşruiyet hudutlarını çoktan aşmış, vicdan sahibi milletlerin sabır taşlarını çatır çatır çatlatmıştır. İsrail, günahsız sivilleri defalarca hedef alan, şehirleri harabeye çeviren, hastaneleri, okulları, ibadethaneleri ve yardım noktalarını dahi savaş meydanına çeviren bir ölüm ve intikam makinesi siyasetine dönüşmüştür. Bugün karşımızda bulunan, bölgenin huzur damarlarına musallat olmuş, kan delisi bir kriz makinesi olan İsrail, ateşkesi ihlal ederek Lübnan'a saldırmakta, söylem ve demeçleriyle dünya milletlerinin dört gözle beklediği ABD-İran mutabakatının karşısında durmakta, Doğu Akdeniz'de ve Kıbrıs çerçevesinde taşkın hevesleri okşayan bir istikrarsızlık merkezi olmaya devam etmektedir. Netanyahu yönetimi, bölgenin huzuruna kasteden bir kriz üretim mekanizmasıdır. Netanyahu'nun siyasi serencamı ayan beyan ortadadır.
Başrolünde olduğu yolsuzluk dosyalarının, iç siyasette derinleşen meşruiyet krizinin, İsrail toplumunu parçalara ayıran iktidar hırsının ve fitilini ateşlediği uluslararası yargı mercilerinde yürüyen ağır süreçlerin gölgesinde yaşamaktadır. Siyasi ömrünü kanlı bir güvenlik anlatısına bağlayan, koltuğunu muhafaza etmek için yangına körükle giden, iftira ve propaganda perdesiyle Orta Doğu'da yarattığı mezalimi örtmeye çalışan bu melun zihniyetin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alması, Netanyahu'nun acziyetinin, telaşının ve tükenmişliğinin ilanıdır. Gazze'de çocukların cansız bedenleri toprağa verilirken, Filistinli esirlerin onuru çiğnenirken, Batı Şeria'da toprak gaspı sürerken, Lübnan'da tarihî ve kültürel doku bombalarla yerle bir olurken Türkiye'ye ahlak dersi vermeye kalkmak, Cumhurbaşkanımıza parmak sallamak, akıl karargâhlarının teslim bayrağını çekmesidir. Yolunun ahıyla abat olunamayacağını hâlâ idrak edemeyen bir zihniyetin mesnetsiz ithamları, hadsiz isnatları bizim için yok hükmündedir. Bebek kanında ikbal arayanların azgınlaşan gaddarlıkları tüm dünyanın gözleri önündeyken, uğursuz sayıklamalara kulak asacak değiliz. Bu zavallı söylemlere aynı çukurdan cevap verecek değiliz.
"BM 3 MAYMUNU OYNUYOR"
Dünyanın içinde bulunduğu bu hazin tablo karşısında sorguya çekilmesi gereken kurumlardan biri Birleşmiş Milletlerdir. Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı'nın enkazı üzerinde "Bir daha asla" sözüyle kurulan, Güvenlik Konseyine uluslararası barış ve güvenliği koruma mesuliyeti verilen devletler üstü bir temsilcilik makamıdır. Fakat bugün görüyoruz ki Gazze'de insanlık inim inim inlerken, bölgemizde acı ve katliam kol gezerken Birleşmiş Milletler üç maymunu oynamaktadır. Veto sopasıyla adaletin yolu okyanus ötesinden kesilmektedir. Güvenlik Konseyinde beşeriyetin adalete duyduğu susuzluk, tek bir ülkenin İsrail'e kol kanat geren himaye refleksine çarparak yaralanmaktadır. Gazze'de acil, koşulsuz ve kalıcı ateşkes talebi, insani yardım yollarının açılması çağrısı ve sivillerin can emniyetini sağlama mecburiyeti, 14 üyenin desteğine rağmen bir kez daha Washington'un veto duvarına toslamıştır. Demek ki mesele karar alınamaması değildir. Mesele, mazlumun soluk borusuna düğümlenen bu muhafızların bizzat zulme zaman kazandırmasıdır.
Lahey'de ise başka bir ibret vesikası önümüzdedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Netanyahu hakkında savaş suçu ve insanlığa karşı suç isnatlarıyla yakalama kararı çıkarmıştır. Fakat asıl mesele tam da burada başlamaktadır. Çünkü Lahey karar vermekte, fakat bu kararın icrası yine devletlerin siyasi cesaretine, hukuka riayetlerine ve ahlaki omurgalarına bırakılmaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesinin kendi kolluk gücü yoktur. Netanyahu'yu kapısından çevirecek, yakalama kararını işletecek, sanığı mahkeme huzuruna çıkaracak olanlar yine devletlerdir. İşte küresel düzenin çelişkisi de, sözde barış yemini etmiş Birleşmiş Milletlerin ikiyüzlülüğü de burada bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmaktadır. New York'ta veto kalkanı açanlar, Lahey'de işlevsiz söylemlerle vitrinleri süslemekte, icraat vakti gelince dut yemiş bülbül misali köşelerine çekilmektedir. İsrail yönetiminin hesap vermesi ihtimali ufukta belirince, Netanyahu'nun etrafında bir dokunulmazlık zırhı örülmek istenmektedir.
Burada İİT’ye de seslenmek gerekir. Bu teşkilat Mescidi- Aksa hasretimizden doğmuştur. Bugün Gazze yanarken Batı Şeria işgal edilirken kınama cümleleriyle yetinilemez. Siz neredesiniz?
Elbette yapılan diplomasi adımlarını yok saymıyoruz ancak Gazze’de soykırım sürüyorsa yardım filoları güvelik kaygıları taşıyorsa tüm cabalar kağıt üzerinde kalacaktır. Söz çok tükenmiştir artık müşterek hareket zamanıdır.
ABD VE İRAN ANLAŞMASI
ABD ve İran arasında sağlanan mutabakatı sevinidiri bulmakla birlikte dikkatle takipr ediyoruz. Hürmüz’de yeniden seyrü sefer olmasını ve yeni bir barış adımı olmasını temenni ediyoruz. Memnuniyetimi bizi rehavete sürüklemesin imzaların atılacağı güne kadar olası sabotaj girişimlerinden kaçınılmalıdır.
Hürmüz enerji arzının ve deniz güvenliği ve gıda fiyatlarını etkileyen stratejik bir noktadır. Bugüne kadar siyasi türbülansa sürüklenilmiştir. Anlaşmanın kağıt üzerinde kalmaması ve geçişin teminat altına alınması ve nükleer programın uluslararası düzey denetlenmelidir. Pakistan’ın çabalarını ve diğerlerini takdir ediyoruz. İslam ülkeleri birlikte hareket ettiğin kan hevesleri boşa çıkmaktadır.Cumhurbaşanımız Erdoğan’a ve Dışişleri Bakanlığı’na hassas çalışmaları için teşekkür ediyorum.
"NETANYAHU SÜKÛNETİ TEHDİT OLARAK GÖRÜYOR"
Netanyahu yönetimi, Orta Doğu'da sükûnet ihtimalini kendi siyasi gelecekleri için tehdit görmektedir. Uluslararası hukuku ayaklar altına alan, barışın önünde aşılmaz duvarlar örmeye kalkan bu çıban başı, döktüğü her damla kanın, yıktığı her hanenin hesabını er ya da geç, ama mutlaka ve mutlaka tarihin ve milletlerin huzurunda teker teker verecektir. Tavrımız açık, mevkimiz ayan beyan ortadadır. Cümle âlem bilsin ve duysun ki, Türk milleti barış düşmanlarının karşısında, mazlumların, masumların ve mağdurların ise ebediyen yanındadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak temennimiz odur ki, kanla beslenen Siyonist şer odaklarına inat, bu kadim coğrafyanın her bir köşesinde huzura, sükûnete ve adalete dayalı bir barış, Türk-İslam mührüyle ebediyen temin ve tesis edilecektir.
"ZENGEZUR HATTI TURAN KORİDORUDUR"
Güney Kafkasya'daki gelişmeleri de bu geniş tablodan ayrı okuyamayız. Ermenistan'da yaşanan siyasi hareketlilik, Karabağ savaşlarından sonra oluşan yeni gerçekleri, Rusya-Batı rekabetini, Türkiye-Azerbaycan hattını, Orta Koridor'u, Zengezur bağlantısını ve bölgesel barış ihtimalini doğrudan ilgilendirmektedir. Hatırlayalım. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Karabağ'da başlayan işgal süreci, 30 yıla yakın bir dönem boyunca Güney Kafkasya'yı kilitlemiştir. Azerbaycan toprakları işgal altında kalmış, yüz binlerce insan yurdundan koparılmış, bölgenin ulaşım ve ticaret damarları tıkanmış, harı bülbül çiçekleri hasretle Türk'ün zafer sabahını beklemiştir. Türk dünyasının kanayan yarası olan Karabağ, soydaşlarımızın sabırla büyüttüğü bir istiklal duası olarak dillerde yer etmişti. Hocalı'nın dinmeyen acısı, Şuşa'nın, Ağdere'nin ve Laçın'ın yakılıp yıkılmış toprakları, Türk milletinin yüreğine kazınmış birer hicran yarası olmuştu. Fakat hamdolsun, 2020 sonbaharında hakikat yerini bulmuş, Türk'ün çelikten bileği Karabağ'da tarih yazmıştır. Karabağ'da çiğnenen hukuk, Türk'ün demir yumruğuyla doğrultulmuştur. Allah'a şükürler olsun ki Karabağ'ın esaret zincirlerinin kırıldığı günlere eriştik. Allah'a şükürler olsun ki Şuşa'nın dağlarında ay yıldızlı bayrağın yeniden yükseldiği sabahlara şahitlik ettik. Allah'a şükürler olsun ki harı bülbül, şehitlerimizin kanıyla sulanan Karabağ topraklarında artık mahzun bir bekleyişin değil, zaferin nişanesi olarak yeniden açmıştır. Bu noktada Türk dünyasının batıyla doğu arasındaki stratejik irtibatı olan Zengezur hattı üzerinde ayrıca ve dikkatle durmak gerekir. Nahçıvan'ın ana vatan Azerbaycan'la bağını güçlendirecek, Türkiye'yi kardeş ülke Azerbaycan üzerinden Hazar'a, Hazar'ın ötesinde Türkistan'a ulaştıracak tarihî bir geçittir. Zengezur, Nahçıvan'ın Azerbaycan'la vuslatı olacaktır. Bu, iki devlet tek millet şuurunun Türk dünyasının tamamına yayılan stratejik bir iklime kavuşmasıdır. Zengezur dedik ama artık adını doğru koyalım. Bu hat, Turan Koridoru'dur. Turan Koridoru, Kars'tan Türkistan bozkırlarına uzanan tarihî ve kültürel istikbal kapısıdır. Bu kapı açıldığında asırlar boyunca gönüllerde saklanan kavuşma ülküsü ete kemiğe bürünecek, Anadolu ile Türkistan arasına örülmek istenen setler dağılacak, Turan ufku daha berrak, daha yakın ve daha kudretli hâle gelecektir.
"TÜRKİYE İÇİN STRATEJİK BİR FIRSATTIR"
Küresel ticaret yollarının yeniden şekillendiği, Kuzey Hattı'nın savaş ve yaptırımlarla hassaslaştığı, Güney Deniz Yolları'nın Hürmüz'den Kızıldeniz'e kadar krizlerin tutsaklığı altına girdiği bir dönemde Turan Koridoru'nun açılması bölgemiz ve Türkiye için stratejik bir fırsattır. Güncel badireler dikkate alındığında bu hat, Türkiye'nin ve bölgemizin ihracat güzergâhlarını şekillendirecek, ülkemizin lojistik kabiliyetini artıracaktır. Böylesine çetin bir dönemde, bölge devletlerinin ekonomik kıskanç içinde sıkıştığı şartlarda Turan Koridoru'nun açılması, Ankara'dan Türkistan'a uzanan iktisadi ve jeopolitik bir sıçrama olacaktır. Kars'tan Iğdır'a, Nahçıvan'dan Bakü'ye dek Türk yurtlarına ekonomik canlılık kazandıracak, yeni yüzyılın ana ulaşım ve ticaret güzergâhlarından birini teşkil edecektir.
"SEÇİMİN ZAMANINDA OLMASI ÖNEMLİ"
Toplantısı sonrası basın mensuplarının sorularını cevaplayan Devlet Bahçeli, "Önemli olan seçimin zamanında yapılmasıdır. Televizyonlarda takip ediyoruz. Yeni isimler Cumhurbaşkanı adayı olarak çıkıyor ve onlar üzerinden tartışmalar yapılıyor. Cumhurbaşkanımız görevdedir ve biz de onun arkasındayız." dedi.


