Başkan Erdoğan şunları söyledi:
Öncelikle dün Antalya'da ve İstanbul'da yaşanan yoğun yağıştan, sel ve su baskınlarından etkilenen kardeşlerime geçmiş olsun diyor, hayatını kaybeden üç vatandaşımıza Allah'tan rahmet niyaz ediyorum.
AFAD başta olmak üzere devletimizin tüm kurumları koordinasyon içinde çalışmakta, vatandaşlarımıza gerekli ikazları yaparken eş zamanlı olarak sahada tüm tedbirleri almaktadır.
Sağanak yağışların ülkemizin farklı bölgelerinde bugün ve yarın da devam edeceği anlaşılıyor. Yeni sıkıntıların önüne geçilebilmesi için halkımızın resmî kurumlarımızın uyarılarını dikkatle takip etmelerini istiyoruz.
Bugün bir üzüntü verici haberi de maalesef Düzce'den aldık. Üsküdar Belediye Başkan Vekili Dündar Ziya Gültekin kardeşimiz, Ankara'ya gelirken Kaynaşlı'da geçirdiği trafik kazasında vefat etti.
Gayretine, samimiyetine, Üsküdar sevdasına bizzat şahit olduğumuz Ziya kardeşimize Yüce Allah'tan gani gani rahmet diliyor; kederli ailesine, yakınlarına, AK Parti camiasına ve Üsküdar halkına sabır ve başsağlığı temenni ediyorum.
Rabbim ruhunu şad, mekânını inşallah cennet eylesin.
Hâlihazırda Türkiye Maarif Vakfı çatısı altında Türkiye'nin birikimini insanlığın hizmetine sunmak için kimi zaman risk alarak, kimi zaman ailesinden, sevdiklerinden ayrı kalarak, kimi zaman sıla hasreti çekerek gece gündüz çalışan her bir kardeşimi bugün bir kez daha şükranla bağrıma basıyorum.
Yine burada az önce hepsi birbirinden özel ezgilerle yüreklerimize hitap eden evlatlarımızın hepsinin tek tek gözlerinden öpüyorum.
Az evvel tanıtım filmini hep beraber izledik. Vakfımızın hangi yollardan geçerek bugünlere geldiğini yeniden hatırladık. Allah'a hamdolsun, 10 sene önce büyük hedeflerle yola revan olan Türkiye Maarif Vakfımız bugün 6 kıtada ve 66 ülkede faaliyet gösteriyor.
Dünya genelindeki 611 kurumda 75 bini aşkın öğrenciye kaliteli ve nitelikli eğitim imkânı sunan vakfımızı bugün bir kez daha tebrik ediyorum. Hiç şüphesiz, on yılda elde edilen bu başarı hepimiz için iftihar vesilesidir. Ancak bizim için mesele sadece rakamlarla sınırlı değildir. Bizim esas başarımız bu rakamların arkasındaki insan hikâyeleridir.
Bizim için asıl olan, Maarif Vakfı okullarında öğrenim gören çocuklarımızın hayatına kattığımız değerlerdir. Asıl olan, bize emanet edilen yavruların erdemli, nitelikli, vizyon ve misyon sahibi bireyler olarak kendi ülkelerinin geleceğine yaptıkları katkılardır. Bunun için biz uluslararası eğitimi uzun soluklu bir maraton olarak görüyoruz.
Maarif Vakfımız Asya'dan Afrika'ya, Balkanlar'dan Kafkasya'ya dünyanın farklı yerlerinde yaşayan çocuklara ve gençlere yeni imkânlar sunuyor. Onları bilgiyle donatıyor, her yönüyle hayata hazırlıyor. Aynı zamanda bu çocukların farklı kültürlerle güçlü ve samimi bağlar kurmalarını sağlıyor. Okullarıyla, yurtlarıyla, üniversiteleriyle, araştırma ve eğitim merkezleriyle Türkiye'nin maarif tecrübesini farklı kıtalara ulaştırıyor.
Bugün maarif sıralarında eğitim alan gençlerimizin inşallah çok yakın bir zamanda kendi ülkelerine her alanda başarıyla hizmet edeceklerine, kendi memleketlerinin geleceğini şekillendireceklerine yürekten inanıyorum. Bu yönüyle 10. yıl programının "Geleceği İnşa Eden 10 Yıl" başlığıyla tertiplenmesini çok isabetli bulduğumu özellikle ifade ediyorum.
Türkiye Maarif Vakfımızın 10 yılda ulaştığı bu seviye, iktidarlarımız süresince eğitim alanında imza attığımız tarihî devrimin de yansımasıdır. Son 24 yılda eğitim altyapımızı geliştirdik. Eğitime erişimi ve fırsat eşitliğini sağladık. Kurumsal kapasitemizi katbekat artırdık. Ders müfredatlarını yeni ihtiyaçlar doğrultusunda düzenledik. Okullarımızın yeşil ve dijital dönüşümlerini gerçekleştirdik.
Tüm bu çalışmaların meyvesini de hamdolsun toplamayı başardık. İşte en son PISA 2025 sonuçlarına göre fen bilimleri, matematik ve okuma alanlarında OECD ülkeleri arasında puanını en fazla artıran ülke olduk.
Yükseköğretimde aynı şekilde Türk üniversitelerine yönelik ilgi her sene katlanarak arttı. Bundan 10 sene önce 48 bin civarında olan uluslararası öğrenci sayımız bu yıl 380 bine yaklaştı. Sizlerin görev yaptığı ülkelerde Türkiye mezunu doktorlarla, siyasetçilerle, iş adamı, bürokrat, öğretmen, sanatçı, akademisyenlerle karşılaşmak artık sıradan hâle geldi. Dünyanın birçok ülkesinde Türkçe konuşan, Türkiye'yi bilen, tanıyan, Türk kültürünü ilgiyle takip eden çok sayıda insana rastlıyoruz.
Şunu büyük bir memnuniyetle ifade ediyorum: Yıllarca kendi evlatlarını kılık kıyafeti, inancı, siyasi görüşü sebebiyle yurt dışına gitmek zorunda bırakmış bir ülkeden, bugün kendi çocuklarına birinci sınıf eğitim vermekle kalmayıp her yıl yurt dışından on binlerce öğrenci çeken bir ülke konumuna gelmemiz Türkiye adına elbette büyük bir başarıdır. Eğitimde yaşanan tarihî dönüşümün en net sembolüdür.
Kuşkusuz çok daha gurur verici olan, bu vizyonun Türkiye Maarif Vakfımız aracılığıyla dünyanın farklı köşelerine taşınmasıdır. Bakınız, bugün bir yandan okul öncesinden yükseköğretime 24 milyonu aşkın öğrenciye nitelikli eğitim veriyor, diğer yandan uluslararası eğitimde inşa ettiğimiz güçlü kapasiteyi Maarif Vakfı gibi kurumlarımızla dost ve kardeşlerimizin istifadesine sunuyoruz.
Bu, açık söylüyorum, 25 yıl önce hayal dahi edilemeyen bir başarıdır. Bunun ne manaya geldiğini Maarif Vakfımızı hedef alanlar bilmeyebilir. Ama bizler ve sizler bu vizyonun neye tekabül ettiğini gayet iyi biliyoruz.
Dünyaya ve Türkiye'ye başkalarının penceresinden bakanlar hâlen farkına varamamış olsalar da ülkemiz bugün küresel bir oyuncudur. Sadece savunma sanayiinde, sadece diplomaside, turizmde, dış ticarette değil, uluslararası eğitim vizyonu itibarıyla da artık yeni bir ligdeyiz. İnşallah sizlerin de gayretleriyle bu ligde yükselmeye devam edeceğiz.
Burada şunu da vurgulamakta fayda olduğuna inanıyorum. Gerek Türkiye Maarif Vakfı gerekse Yunus Emre Enstitüsü bünyesindeki faaliyetlerimizin hiçbirinde tek taraflı yaklaşım içinde değiliz. Aksine her ülkenin kendi tarihi, dili, kültürü ve eğitim geleneği olduğunun farkındayız. Çalışmalarımızı da bu prensipler ekseninde yürütüyoruz.
Her zaman söylüyorum: Bakın, biz tarihinde sömürgecilik ayıbı olmayan bir milletiz. Bir dönem 24 milyon kilometrekareyi bulan bir alanda hüküm sürdük. Doğrudan yönettiğimiz toprakların üzerinde bugün 45'ten fazla ülke var. Ecdadımız insanların diline, kültürüne, âdetlerine karışmadığı için bunlar kendi kimliklerini korumuşlardır.
Fakat Batılı emperyalistlerin pençesine düşen toplumlar hem çok büyük acılar çekmiş hem de kültürel anlamda soykırıma uğramışlardır. Bugün kendi geçmişlerine bakmadan bize çoğulculuktan, bize farklılıklara saygı göstermekten dem vuran ülkelerin yönettiği bölgelerde yüzlerce yerel dil kayboldu, kültürel izler yok edildi, toplumsal hafıza silindi. Yerel halk arasında asırlarca yaşayan âdetler müzelik ögeler hâline geldi. Görev yaptığınız ülkelerde inanıyorum ki birçoğunuz bunu gördünüz.
Ama biz, Rûm Suresi'nin 22. ayetinde buyurulduğu üzere, renklerin ve dillerin farklı olmasını Cenab-ı Allah'ın yaratmasındaki sonsuz kudretin bir tecellisi olarak kabul ederiz. Dolayısıyla kimsenin diliyle, kültürüyle, derisinin rengiyle, etnik kökeni, meşrebi, mezhebiyle ilgilenmeyiz. "Yaratılanı severiz Yaradan'dan ötürü" der, yeryüzündeki hiçbir insanı diğerinden ayırt etmez, hiç kimseye kem gözle bakmayız.
Dün olduğu gibi bugün de aynı hassasiyetle hareket ediyoruz. Maarif okullarında ev sahibi ülkelerin eğitim mevzuatını, müfredatını ve kültürel özelliklerini dikkate alıyoruz. Türkçeyi de başka dillerin yerine geçen değil, insanlara yeni kapılar açan, yeni ufuklar kazandıran bir vasıta olarak görüyoruz. Bizi biz yapan, bizi farklı kılan, bizi başkalarından ayıran bu yaklaşımımızı inşallah sonuna kadar koruyacağız.
Bundan 10 sene önce Türkiye Maarif Vakfımızın kuruluşunda, ülkemizin yurt dışındaki eğitim faaliyetlerini güçlü, güvenilir ve kurumsal bir yapıya kavuşturma hedefimiz başat bir rol oynadı. FETÖ'nün yurt dışındaki eğitim yapılanmasının yol açtığı sorunların en az hasarla atlatılması da vakfımızın görev ve sorumlulukları arasındaydı.
Biliyorsunuz, FETÖ yıllar boyunca farklı ülkelerde açtığı okulları kendi yapılanmasını geliştirmek, örgüte eleman devşirmek, ekonomik imkânlar elde etmek ve uluslararası nüfuz kazanmak amacıyla kullandı. Üstelik bu ihanet şebekesi bütün bunları güya Türkiye adına hareket ediyormuş izlenimi uyandırarak yapmaya çalıştı.
Türkiye'den beslendiler. Milletimizin iyi niyetini, alicenaplığını sömürdüler. Ama küresel emperyalizme hizmet ettiler. Siyonizme uşaklık yaptılar.
15 Temmuz'un ardından FETÖ ile topyekûn mücadeleye hız verdik. Ülkemiz içinde örgütün kolunu bacağını keserken yurt dışında da eğitim kurumu maskesi altında işlettiği fitne yuvalarını dağıtmaya odaklandık.
Dışişleri Bakanlığımızın, Maarif Vakfımızın ve diğer kurumlarımızın yoğun çabaları sayesinde 50'yi aşkın ülkede FETÖ bağlantılı okulların tamamen veya kısmen kapatılmasını sağladık. Türkiye Maarif Vakfımız, FETÖ'ye ait eğitim kurumlarının devralınmasında önemli sorumluluklar üstlendi. Bu okullardaki öğrencilerin mağdur edilmemesi ve eğitimlerinin kesintiye uğramaması için azami hassasiyet gösterdik.
Örgüt içi menfaat çatışmalarının tetiklediği yeni itiraflarla birlikte yabancı dostlarımız da bu takiyeci örgütün gerçek yüzünü görmeye başladı. Yarın çok daha acınası, çok daha sefil hâle gelecekler. Bu millete ve bu ülkeye yaptıkları ihanetin bedelini hem bu dünyada hem de mahkeme-i kübrada inşallah ödeyecekler. Biz de hukuk ve demokrasi zemininde bunların peşini bırakmayacağız.
Tabii burada şunun da altını çizerek söylemek istiyorum: Bu noktaya gelinmesinde Türkiye Maarif Vakfımızın gurbeti sılaya çeviren, ulaştıkları her noktaya memleket havası götüren fedakâr mensuplarının, yani sizlerin emeği çok daha büyüktür.
Zor zamanda yük aldınız. Engeller karşısında pes etmediniz. Bahanelerin arkasına saklanmadan cesaretle elinizi taşın altına koydunuz. Hem aziz milletimizin hem de evlatlarını bize emanet eden ailelerimizin güvenini boşa çıkarmadınız.


